Header $articleheadline_he$ "ArticleHeadline" Detay Sayfa Header

 

 

     

 

 

 
2013-05-11

Detay Sayfa

Tüm Dosyaların Listesi

News Database Template Page Example

Etme-Bulma Dünyası

22/10/2001 - 11:00 - Atinİlgili Bağlantı Yorumlar Bu Yazıyı Bir Tanıdığına Yolla Bu Yazıyı Yazdır  

      

Bir yabancıdan veya aranızda husumet olan bir insandan zarar görürseniz çok fazla etkilenmeyebilirsiniz ama dost bildikleriniz size kazık atar, zarar verirse bu beyninizin derinliklerine, iliklerinize kadar işler, etkiler. Onu hiç unutmazsınız.

Ben yaşamımın en büyük kazığını, bir zamanlar dost bildiğim günümüzün MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun’dan yedim.

Hem de iftira, yalan, kendi yaptıklarını benim üzerime yamamak gibi çirkin ve bayağı yöntemlerle.

Alaattin Çakıcı ile en son ilişkisi olan kişi o idi.

Akın Birdal suikastına karışan Mehmet Kulaksızoğlu’nu kullanan da o,

Yeşil kod Mahmut Yıldırım’ın operasyonel olarak kullanılmasında imzası olan da o...

Sonra kalktı bütün olumsuzlukları bana yamamaya çalıştı.

Yeşil dedi, Çakıcı dedi, çete dedi, beni sahtekarlık yaparak tarihinde görülmemiş bir şekilde MİT’den uzaklaştırdı.

Danıştay’da açtığım davanın birinci kısmını kazandım. Danıştay, “MİT’den Şeker Fabrikaları’na tayinimin” –usulsüz- olduğunu belirtti. Şimdi Danıştay’ın davanın tamamı ile ilgili kararını bekliyorum. Üç yıl oldu ama, ben hala ümidimi yitirmedim.

O eline geçirdiği gücü kötüye kullandı, aileme mensup kişileri takip ettirtti, bütün yakınlarımın telefonlarını dinletti, gizlice evimi arattı, hakkımda basına el altından yalan haberler yaydırttı, ucu kendine dokunan açıklamalarımı “MİT’e ait gizli bilgileri açıklıyor” diye beni mahkemeye verdi, benimle ilişkisi olan herkesi tehdit etti, sindirtti...

Bütün bunları ne için, ne uğruna yaptı?

Üç günlük makam sevdası, hırs, arabalar, uçaklar, helikopterler, korumalar, yalılar, köşkler, seyahatler, kokteyller, örtülü ödenekler...

Belki MİT Müsteşarlığından sonra, Paris veya Brüksel’de bir büyükelçilik makamı için...

Şimdi, “ben onun adamı değilim” diye sağa sola mesajlar yolladığı Mesut Yılmaz gibi, Çevik Bir gibi, şaibeli isimlere yaranmak uğruna...

Kendisini ziyaret eden zamanın CHP milletvekili Fikri Sağlar’a “sizinle ilgili dosya benden önce oluşmuş” diyor, yine pası başkalarına atıyordu. Halbuki Ankara Bölge Başkanı olduğunda Fikri Sağlar’ı kontrol altına alan, Dedeman Oteli civarındaki yazıhanesini gizlice aratan yine o idi.

Türkbank satışında Mesut Yılmaz’ı kurtarmak için “Korkmaz Yiğit’in, Alaattin Çakıcı ile ilişkisi tespit edilememiştir” şeklindeki düzmece resmi yazıyı verdiren de o...

O, benliğini, değerlerini, mesleğini üç kuruşluk menfaatler için sattı.

Benim gözümde makamı yükseldikçe küçülen insanlardan biri o.

O benim beynimin derinliklerine yerleşti. Onu yaşadığım sürece hiç unutmayacak ve affetmeyeceğim.

Şimdi başkalarına yaptıkları kendi başında.

İftiralara uğrama sırası şimdi ona geldi.

Etme – bulma dünyası....

Kalıbı, kıyafeti, diplomat edası, basınla ilişkileri, yalanda olsa kamuoyu karşısında söyledikleri ve verdiği sözler, yıldızını parlatmıştı.

Artık MİT’in başında “pisliklere bulaşmayan”, medeni, tecrübeli, başarılı bir müsteşar vardı...!

Amerikalıların, Abdullah Öcalan’ı paketleyip teslim etmelerinden sonra yıldızı ışıklar saçmaya başladı. Objektiflere zafer işaretleri yapıp kahramanca pozlar veriyordu.

Ta ki, yardımcısı ve baş rakibi Mikdat Alpay’la birlikte “Apo’nun asılmaması” ve “Kürtçe yayına izin verilmesi” beyanatını verene kadar.

Kendini çok güçlü sandığı o andan itibaren yıldızı sönmeye başladı.

Çünkü, Çevik Bir zamanından kalma, “askerlerle aramızda fikir ayrılığı yok” beyanı gerçeği yansıtmıyordu.

Şimdi bir gazete alıntısı ile devam edelim:

“Ankara'nın Çankaya Semti'nde bulunan Çevre Sokak üzerindeki büyükçe bir binada yer alan onlarca telefonun biri çalıyor...

Ve sohbet başlıyor...

Tabii, önce karşılıklı hal-hatır sormalar...

Havadan sudan, derken geliyorlar Türkiye'nin meselelerine...

-Efendim sizi, bizim bünyemizin içinde görmekten mutluluk duyarız.

-Sağolun, sağolun... Kısmet...

-Göreviniz süresi boyunca tıpkı bizden biri gibi davrandınız. Daha önceleri ne söylediysek onu yaptınız. Gönülleri fethettiniz.

-Estağfurullah, efendim, estağfurullah. Benim görevimdi zaten, yaptıklarım.

-Ama, yolsuzlukların üzerine gitmeniz sıkıntı yarattı sizin için. Şimdi ne yapmayı düşünüyorsunuz? Mücadeleyi burada bırakacak mısınız? Nasıl bir tavır içine gireceksiniz?

-Ben her şeyi, temiz bir ülke için yaptım. Kolay kolay pes etmem. Bakın organize suçlarla ilgili söke söke çekip aldığım sekiz dosya var elimde. Kapağı hiç açılmamış sekiz dosya.

-Keşke gitmeyip kalsaydınız da bunları da gündeme getirseydiniz.

-Efendim, günü gelince bunların hepsinin kapağını açacağım. Teker teker açacağım... Bunun için kalmadım, durmayıp gittim. Bu durumda kalmak bana yakışmazdı...

-Anlıyorum sizi... Peki şahsınıza yöneltilen saldırıların kaynağını araştırdınız mı? Nedenini irdelediniz mi?

-Vallahi ne diyeyim... Kaynak da belli, neden de... Eğer devletin istihbarat örgütü, jandarmayı jurnallerse, dinlenen telefonları, yapılacak baskınları bizden önce malum zata bildirirse ne yapayım?

-Evet, evet... Çok kötü tabii... Üzücü bir durum...

-Beni de çok üzdü bütün bunlar. Telekulakmış, bilmem neymiş, bunların hepsi devletin istihbaratının başının altından çıkıyor. Daha doğrusu buradaki bir iki kişinin işi... O zat-ı muhtereme bu kadar yarenlik yapmanın, yaren olmanın anlamı ne?

-Ya, ya... Yanlış, çok yanlış...

-Niye haber ediyorsunuz? Ne yapıyoruz? Çalanın çırpanın önüne geçmeye çalışıyoruz. Neresi yanlış bunun. Olsun. Allah büyüktür. Bir gün sorarlar adama, 'senin ne diyet borcun vardı o zata' diye...

--------------------------------------------------------------------------------

Telefon konuşması devam ediyor...

Yine ülke meseleleri...

Enflasyon, ekonomik kriz, Derviş'in başarılı olup olamayacağı, hükümetin genel durumu, erken seçim, yeni oluşumlar falan gibi konular üzerine...

Ve yine görüşenlerin birbirlerine övgülerinin yanı sıra başarı dileklerinin sunulmasıyla telefonlar kapatılıyor...

--------------------------------------------------------------------------------

Gelelim söz konusu görüşmeyi gerçekleştirenlere...

İsimlerini yazamayacağız.

Görüşmeyi bize aktaran şahsın ricası üzerine söz verdiğimiz için...

Kelimelerle tarif etmeye çalışacağız...

Mesela; sahip oldukları ortak özelliklerden biri, her ikisinin de politikacı olması.

Üstelik her ikisi de ayrı ayrı dönemlerde, ayrı ayrı partilerin mensubu olarak bakanlık görevinde bulundular..

Amaaaa, en önemli ortak özellikleri ise, her ikisinin de Türk siyasi yaşantısında pek fazla örneği görülmeyen davranışta bulunmaları...

Koltuklarına yapışmamaları...

Ülke menfaatlerini, erdemliliği, mantığı hırslarının önüne almaları...

Demokrasilerde, bir de 'istifa' kurumunun olduğunu hatırlamaları...

Biri, semerisini gördü, bu örnek davranışının... Taban tarafından çağrılarak yeniden koltuğa oturtulmasıyla...

Diğeri de görecek gibi görünüyor... İzlenen gelişmelerden...

Eh, arife, bu kadar tarif çok bile...” (Akşam 12 Haziran 2001 Salı)

Evet, anlaşıldığına göre, zamanın ANAP’lı İçişleri Bakanı, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanına, MİT’in başındakinin “jurnalcilik” yaptığından bahsediyor.

Jandarmanın, askerin telefonlarını dinleterek, yolsuzlukla ilgili operasyonel bilgileri Mesut Yılmaz’a yetiştirdiğinden, dinlenen telefonları, yapılacak baskınları önceden bildirerek Mesut Yılmaz’ın tedbir almasını sağladığından bahsediyor.

Bir gün gelir “senin ne diyet borcun vardı da, o Türkiye’nin en şaibeli politikacısı Mesut Yılmaz’a bu kadar yarenlik yaptın?” diye adama hesap sorarlar diyor.

Acaba o “kapağı açılmamış 8 dosya”nın kaçında MİT Müsteşarını ilgilendiren konular var?

Bütün bu gelişmeler şunu gösteriyor.

Asker Şenkal Atasagun’u istemiyor...

Belli ki yukarıda belirtilenlerin dışında başka sebepler de var.

Ancak onu, Ecevit’e, ve Mesut Yılmaz’a rağmen, normal yollardan görevinden uzaklaştıramıyorlar.

O zaman onu kamuoyu önünde yıpratılıp, bir an önce görevden uzaklaştırmak için “kara propaganda” yöntemlerine başvuruluyor.

Bu görevi de Doğu Perinçek ve onun bilinen yayın organları ile yeni gizli yayın organı “Yeşil.org” internet sitesi yürütüyor.

Şenkal Atasagun’a en çok kızan insanlardan biri olmama rağmen, yazılanların hiçbirinin doğru olmadığını söyleyebilirim.

Dudayev’e telefon verilmesi olayı ile Şenkal Atasagun’un alakası yok. Bu o zamanki Operasyon Başkanı ile Elektronik ve Teknik İstihbarat Başkanı’nın sorumluluğunda olan bir konudur.

Bu konunun sorumlularından biri olan zamanın Elektronik ve Teknik İstihbarat Başkanı’nın, Aydınlık Dergisi’ne “bilirkişi” olarak telefonlar hakkında bilgi vermesi yadırganılacak bir davranış.

Anlaşılıyor ki birileri bir yerlere hazırlanıyor...

Bir hukuk devletinde, Şenkal Atasagun'dan hesap sorulmasının yöntemi, bu tip saray entrikaları ile olmamalı.


Hele hele, Perinçek gibi birisinin orduyla bütünleşmesi tam kara bir leke.

Eğer Türk ordusu Perinçeklere kaldıysa yazıklar olsun.




FastCounter

 

Hit Counter

  Anadolu Türk İnterneti

 

Güncelleştirme : 2013-05-11