Header $articleheadline_he$ "ArticleHeadline" Detay Sayfa Header

 

 

     

 

 

 
2013-05-11

Detay Sayfa

Tüm Dosyaların Listesi

News Database Template Page Example

Avrasya'dan Swissotel'e Eleştiriler

5/7/2001 - 11:00 - AtinYorumlar Bu Yazıyı Bir Tanıdığına Yolla Bu Yazıyı Yazdır  

      

Avrasya'dan Swissotel'e yazımıza bazı tepkiler aldık.

Önce mektupları yayınlayıp sonra mektuplarla ilgili düşüncemize yer verelim.

Birinci Mektup
Sitenizde bulunan haberde, son günlerde Siwissotel eylemiyle gündeme gelen Muhammed Emin Tokcan hakkındaki görüşleriniz... Eylemin yeri, zamanı ve kimler tarafından yapıldığı tartışılır. Fakat unutmayalım ki şu da bir gerçektir; Yapılan eylem herkim tarafından yapılmış ise de tek amaç, doğru veya yanlış; "Çeçenistan'da bir Soykırım var" sesini Türkiye halkına duyurmaktır. Buna rağmen hala Muhammed Emin tartışılıyor ve de suçlanıyor!... Bırakalım artık kişilere karşı saldırıyı... Gerçekleri neden görmüyorsunuz? Neden kaçıyorsunuz? Yoksa gerçekler örtbas mı ediliyor! Tartışılacak bir şey varsa, Türkiye'nin bu Soykırıma bakış açısıdır. Suçlanacak bir kişi de varsa, o da RUSYA YÖNETİMİ'dir...

İkinci Mektup
Öyle önüne gelen herkesi vatan haini diye suçlamak size yakışmıyor. Siz insanların kalbini mi yardınız da hain olduğu hükmüne vardınız acaba? Amerikalarda sefa sürebilirdi Muhammed Tokcan da.

Üçüncü Mektup
Sizi kınıyorum. Ben bir Kafkas olarak Muhammet Tokcan için söylemiş olduğunuz aşağılayıcı sözleri kınıyorum ve kötü söz sahibinindir diyorum efendim. Biz yüzyıllardır bağımsızlık mücadelesi veren bir ırkın evlatlarıyız. 1864 sürgününden sonra da gittiğimiz her ülkede o ülkenin halkından daha çok o ülkeyi korumuşuzdur. Buna en önemli örnek Ürdün ve Türkiye'dir. İçimizdeki özgürlük ateşini gittiğimiz her ülke için alevlemişizdir. Türkiye'de de oynadığımız önemli role değinmeye hiç gerek bile görmüyorum. Muhammet'in yapmış olduğu Swissotel olayını da asla savunuyor değilim biz bu olayı sizden daha çok kınadığımızı bilmenizi isterim. Ama başka ülkede cesaret edemiyor demeniz çok yanlış bir değim çünkü Kafkaslar hiçbir şeyden korkmazlar ölümün ötesinde bir şey yoktur ve halkım ölümden korkuyor olsa bir avuç mücahitle bir deve karşı koymaya cesaret edemezlerdi. Gemi olayı o an Çeçenistan'da rehine olayındaki Rusların kendi vatandaşlarına yapmış olduğu vahşeti dünya kamu oyuna duyurmaktan başka bir amacı olmayan bir eylemdir ve bunun altında başka şeyler aramak mantıksızlıktır. Ve beyefendi sizin orada oturup insanları, hiç tanımadığınız insanları bu şekilde aşağılayıcı şekilde empoze etmenizi kınıyorum. Kafkaslar bir Türk'ten daha Türk, bir Ürdünlüden daha Ürdünlüdür. ANÇEDU APSUVA YUMIRZIN

Dördüncü Mektup
Selam. Bu sitenin yapılmasında ve yayınlanmasında emeği geçenlere teşekkür ederim. Ben bu siteye uzun süreden beri giriyorum yazılanları gayet dikkatli ve tarafsız kalmaya gayret ederek izliyorum. Devletin bizden sakladığı veya saklamaya çalıştığı bazı konularda buradan bilgi sahibi oluyorum. Yanlış veya doğru bunu kendi kafamda mahkeme ediyorum. Bu yazıyı yazmamdaki neden ise Tokcan'ın Otel baskını ile ilgili yazı beni ve bu ülkede yaşayan Kafkas asıllı sekiz milyon insanı ilgilendirdiği içindir. Yaşım ve yaşadıklarım 'Abhazya'da ve Çeçenistan'da' ve Türkiye'de bana sizin değiminiz ile "Çerkez'in Çerkez'den başka dostu yoktur" gerçeğini hatırlattı. Biz Kafkas asıllılar dünyadaki birçok ülke tarafından kullanıldık, bunu biliyorum, ben de yaşadım, Türkiye'de bunu yaptı. Nasıl olduğunu sizler daha iyi biliyorsunuz. Tokcan'ın yaptıklarını asla kabul etmiyorum. Çünkü onu da çok çok iyi tanıyorum. Ama şunu hiç kimse unutmasın ki bu ülkede yaşayan bazı gruplar şu anda benimde içinde olduğum, bir şeyler yapmadan 'eylem olarak', durabiliyorsak bu tamamen Çerkez büyüklerinin bizi frenlemesindendir. Ama sabır sabır nereye kadar orasını bende bilmiyorum.

Coğrafi konumu açısından önemli bir ülkede yaşıyoruz. Bu ülkeyi en çok ben seviyorum diyenden daha fazla seviyorum tarih bunun kanıtıdır. Ama bizde sizde çok iyi biliyoruz ki bu ülkeyi yönetenler bizleri satmıştır, tıpkı tarihte olduğu gibi. Nedeni ne olursa olsun bu ülkeyi seviyorum ve burada, bu ülkede, bu ülkeyi zor durumda bırakacak her eyleme karşıyım ama bir Kafkas ata sözü vardır -vahşidir o kavmin insanları, intikamda ebedidir orada tıpkı aşklar gibi-. Ben Allah CC şahidim olsun ki bunları unutmayacağım sözünü ettiğim bazı çevrelerde öyle. Çünkü ben çok iyi biliyorum ki rahmetli komutan ve lider Cahar Dudayev'in ölümünden sorumlu olanların içinde bu ülkenin gizli servisinin bir elamanı olan Ahmet...... isimli bir şahsın da parmağı vardır. Soçi'de yakalanıp ta FSB’ye uydu kodlarını veren kişi. Bunu unutmayacağım ve yeri geldiğinde bunu tüm dünyaya layıkıyla duyuracağız... Yani kısaca, Muhammet Emin Tokcan'ın yaptıkları yanlıştı, tıpkı bu ülkedeki bazı kişi ve kurumların yaptıkları gibi, ama siz bunu sadece Tokcan'ın yaptıkları yanlış diye yazdınız diğer yanlışlardan bahsetmediniz. Şu anda bu ülkenin okullarında Çerkezlerin hain olarak yazıldığı kitaplar okutuluyor, bunun Çerkezler üzerindeki etkisi çok mu doğru. Bu bizi size yakınlaştırmıyor tam tersi uzaklaştırıyor. Neyse, diasporadaki Çerkezler konusunda onların yaşamları ve yaşadıkları ülkelerde maruz kaldıklarını yazın bu konuda TV'lerde yazılı basında program yapın diğer ülkedekilerle karşılaştırın ve işte o zaman bu ülkenin bize verdiği değeri bulursunuz. Sadece Tokcan'la bitmiyor Çerkezlik o bir tabuyu yıktı büyüklerin sözünü dinlemedi onun Selim abisi var tabii.... O yaptığının cezasını çekecektir ama onun yaptıklarını genele yayarsanız biz -bazı gruplar- Ahmet ..... lerin ve bazı çevrelerin yaptıklarını genele yayarız ve Allah CC şahidim olsun ki bizden gelecek bir olay öyle ses getirsin diye değil sonuçları ne olursa olsun bu uğurda ölmek için bir eylem olacaktır. İnşallah öyle tehdit edipte yakalanmak ne ki, biz bilmeyiz öyle dolambaçlı yolları, ya olacak yada öleceksin, bu kadar basit. Doğrusu bize yakışanda budur. Sonuç olarak sizden istediğim Kafkasyalılar hakkında bir şey yazacaksanız bunlar doğru olsun iyi ile kötüyü ayırın. Muhammet bunu yaptı diye toplumu suçlamayın, bizimde birilerini suçlamamızı istemiyorsanız. Sizlere yayın hayatınızda başarılar dilerim. Allah CC sizin yardımcınız olsun. YAŞASIN BAĞIMSIZ BİRLEŞİK KAFKASYA. Selamun aleykum

Beşinci Mektup
Sayın Eymür, Tokçan hakkında yazdıklarınızı okudum. Swiss otel olayının gerçek sebebi Tokçan'ın bağlı olduğu, Bin Ladin'in finanse ettiği ve bu son savaşın müsebbibi olan Hattab'ın zor durumda olması ve Tokçan'ın Çeçenistan'a gitmeğe korkmasıdır. Bu arada Raduyev'den bahsetmek istiyorum. Bu kişi, bizim basının Yalnız Kurt olarak isimlendirdiği bir savaş kahramanıdır! Pervomarskaya baskınında aslında silah almaya gitmiş, pusuya düşmüş ve Çeçenistan'dan gelen yardımla kurtulmuştur. Gerçek bir kahraman olan Dudayev'in ailesinin damadı olması dışında bir özelliği yoktur. Onun asıl özelliği Boris Brezovski ile olan yakınlığıdır. Birinci savaştan sonra Raduyev ile Brezovski'nin telefon görüşmeleri Çeçen televizyonunda yayınlanmış, şeriat mahkemesi Raduyev'in hain olduğuna hükmetmiş ama bu arada devreye giren zamanın başbakanı Basayev eski günler hatırına ve akli kifayetsizliğini bahane ederek mahkemenin kararının uygulanmasını engellemiştir. (Brezovski bu savaşta Basayev'e de para vererek seçimler öncesi savaşın kızışmasını sağlamıştır.) Raduyev bir mafya hesaplaşması neticesinde yaralanınca Türkiye'ye gelmiş. MİT tarafından tedavi ettirilmiş, boğazdaki misafirhanede dinlendirilmiştir. 1999'da yeniden Türkiye'ye gelen Raduyev APO'nun Rusya'ya kaçtığı sırada MİT tarafından, kullanılmıştır. Türkiye Gazetesi Hastanesinde tedavi edilen Raduyev aslında çevresinde 1 kişi bile kalmamış bir insandı. Yeşilköy'de karısının adına bir şirket kurmuş, Avcılar'da bir daire almış ve Brezovski'den para almaya devam etmiştir. Bu paraların karşılığının ne olacağı meçhuldür.

Altıncı Mektup
Sayın Eymür,

Avrasya Feribotu meselesinden dolayı yazdığınız yazıda bazı bölümleri üzüntü ile okudum. İzin verirseniz bu konuda yanlış yazdığınız yerleri aydınlatmak istiyorum. Sayfanızda düzeltirseniz bizleri ziyadesiyle memnun edeceksiniz.Yazınız hakkında paragrafların sırası ile bildiklerimi ve kanaatimi aşağıya döküyorum:

1) İlk ve ikinci paragrafda belirttiğiniz tüm hususlarda yerden göğe kadar haklısınız.

2) Soçi, Gürcistan'ın limanı değildir. Kadim Adige Ülkesinde, ancak şu anda Rusya sınırları içinde yer alan bir liman şehridir.

3) Bu paragrafta sanki M.E.Tokcan'ın yanında bulunanların da tahsilatçı olduğu intibaı uyanıyor. Bu külliyen yanlıştır. Bu ahlaksız, tamamiyle iyi duygular içerisinde olan diğer sekiz kişiyi Kafkasya'ya gitmek üzere çağırmış, olay o gece planlanmış, aslında Soçi'ye gitme cesareti olmayan bu kişi ne yapıp edip istikameti Rusya dışına çevireceğini diğer arkadaşlarından gizlemeyi başarmıştır. Bu kişi yakalandıktan sonra hiçbir aşamada Trabzon'a tahsilat için geldiklerini, zorda kalınca bu eylemi planladıklarını söylememiştir. Soçi'de eylem yapacağı, buna ilişkin teçhizatın oraya getirildiği yönünde de bir açıklama yapmamıştır. Yapması da kesinlikle mümkün değildir. Çünkü, eylem koymak için gereken teçhizatın Soçi'ye gönderilmesi olayı cezaevinden firar ettikten, Çeçenistan'a gidip, oradan da kaçıp Abhazya'ya geçmesinden sonra olmuştur. Eğer yakalandıktan sonra söylediğini ifade ettiğiniz bu hususlar, otel olayından sonra yakalandığında söylenmiş ise onu bilemem. Fakat iyi bilmeniz gerekmektedir ki, feribot eyleminden sonra böyle bir ifade vermemiştir.

4) Bu paragrafınıza da aynen katılıyorum

5) Bu kişi Boğaz Köprüsü'nü havaya uçurmayı lafta söyledi. Söyledi ama, feribot olayından önce değil, sonra söyledi. Bu paragrafta sanki feribot eyleminden önce bunu söylemiş anlamı çıkıyor. Çünkü bunu yapmaya ne gücü, cesareti, ne bilgisi yetmezdi.

6) Bu kişi ne Abhazya'da, ne Çeçenistan'da savaşa girmemiştir. Afganistan'a hiç gitmemiştir. Bu paragraflarda bahsettiğiniz rivayeti ilk defa sizden duyuyorum. Eğer kendisi anlatmış ise kişiliğine uygun bir üretim olduğunu düşünüyorum. Ancak, onun adına başkalarının da bu tevatürleri çıkarmış olabileceğini gözden uzak tutmuyorum. Bu konuda detayı aşağıda açıklayacağım.

7) Kimliklerini yazdığınız kişilerden Raki(Hamzat) Gitsba Çeçen değil Abhazya uyrukludur. Vishan Abdurrahmanov ise Abhaz değil Çeçenistan uyrukludur. En önemlisi, bunların hiç birisi terörist değildir. Otel olayından sonra NTV' de Sn. Mithat Bereket'in düzenlediği bir programa bu kişilerden Erdinç Tekir ve Sedat Temiz de katıldılar. Programa Otel ve uçak olayı içinde olduğu iddia edilen Ertan Coşkun da davetliydi. Ancak medyada gözükmek istemedi. Nitekim ne uçak olayında, ne de otel olayında yolcular ve eylemciler arasında Ertan çıkmadı. Bu iki kişi o programda özet olarak, "otel olayını tasvip etmediklerini, feribot olayının da bir terörist eylem olmakla birlikte o günün şartlarında derhal Kafkasya'ya gitmek için bir çare olarak düşündüklerini, sonra her nasıl ise eyleminin istikametinin İstanbul'a yöneldiğini ve terör eylemine dönüştüğünü, terör görüntüsünü silmek için ellerinden geleni yaptıklarını, uzun süredir M.E.Tokcan ile görüşmediklerini ve irtibatlarının olmadığını" açıkladılar. Hatta Kafkas-Çeçen Komitesi Genel Sekreteri Muktedir İlhan daha da ileri giderek bu iki eski eylemcinin "nezaket gösterdiklerini ve M.E.Tokcan için kötü konuşmamaya itina ettiklerini, aslında tüm Kafkasyalılar gibi feribot eylemindeki arkadaşlarının da Tokcan'ı dışladıklarını" belirterek gerçeğin herkesçe anlaşılmasını sağladı. Daha aşağıda yazacağım hususları da dikkate alarak eğer bu kişileri "terörist" olmakla itham ediyorsanız, çok acımasızsınız. Velev ki terörist bile olsalar tüm peşin hükümlü olmayan izleyenlerin çok samimi buldukları bu açıklamalardan sonra şu anda terörizme karşı olduklarına inandıkları kişileri hala eski suçları ile itham etmek bana göre doğru değil. Allah en büyük affedici ve kabahatleri örtücü olduğuna göre bizim affetmememiz, kabahatleri örteceğimize açmamız Allah'tan daha fazla azamet göstermemizdir, ona büyüklük taslamamızdır.(Alışmadığınız hitap tarzlarımdan ve sözlerimden dolayı lütfen kırılmayınız.)

Çok iyi biliyorum ki, eski eylemde bulunan en az yedi kişi feribotu İstanbul'a götüreceklerini bilmeden gemiye bindiler. Yine çok iyi biliyorum ki, en az yedi kişi şu anda terörist değiller, kirli işeri yok, helal lokma yemeye çalışıyorlar, kimseyi kırmamaya, kimseyi haksız yere itham etmemeye özen gösteriyorlar. Yine çok iyi biliyorum ki MİT'in gerekliliğine inanmakla birlikte, o teşkilatta görev almayı bir şeref kabul etmekle birlikte Tokcan örneğini akıllarında tutarak MİT mensuplarına zerre kadar güvenmiyorlar. Kişisel çıkarlar, kişisel kabiliyetsizlikler ve kaprisler için kendilerinin kullanılabileceğine inanıyorlar. Ben şahsım olarak insanların terkedilmiş eskileri ile değerlendirilmesine, kin güdülmesine, eskiden haksızlık yapanların ele geçen fırsatlar ile haklı oldukları konularda haksızlıkla itham edilmesine karşıyım.

8) Terörist olarak nitelediğiniz kişiler DGM'de yargılandıklarında "terör örgütü kurmak, patlayıcı madde imal etmek ve taşımak, polise mukavemet" suçlarından ceza yemediler. Sadece "gemi kaçırmak ve hürriyeti tahdit" suçlarından, üstelik cezanın üst sınırından hüküm giydiler. Hatta bazı hukukçular, hürriyeti tahdit suçunun olamayacağını, gemi kaçırıldığında zaten içindeki insanların hürriyetinin tahdit edilmiş olacağını, cezanın yukarı haddinin uygulanmasını gerektirecek bir durum olmadığını, dünyada ilk kez bir nezaket terörü yapıldığını, beş-altı kişi dışında olaydan dolayı şikayetçi olmadığını belirttiler. Bu görüşte bulunanlardan birisi de bu kişileri yargılayan, bu gerekçeler ile tahliyeleri gerektiği nedeniyle tutuklu hallerinin devamına muhalefet şerhi koyan Hakim Albay Yücel Göktaş'tır. Eğer dava dosyasında bulunan yolcu ifadelerini okursanız veya yolcuların ifadelerinin alınışında kaydedilen görüntüleri izlerseniz şunları göreceksiniz : Liceli bir kişi "önce PeKeKe'li olduklarını sandığını, kötü davranmadıklarını, ancak sonra PeKeKe'li olmadıklarını anladığını ve şikayetçi olduğunu" belirtmektedir. Bıyıkları dudaklarını kapatan bir Trabzonlu ise "yolculara kötü davrandıklarını ve şikayetçi olduğunu" söylemektedir. Gürcistan Vatandaşı, mesleği avukat olan Hıristiyan bir kişi şikayetçidir. Aşırı Rus milliyetçisi olduğunu beyan eden bir kişi topraklarından bir parça isteyen bu şahıslardan şikayetçi olduğunu açıklamaktadır. Yaşlı bir Rus hanım "çok iyi insanlar olduklarını, ancak eylemin ilk anlarında çok korktuğunu, kendisinin kalp hastası olduğunu, bu nedenle şikayetçi olduğunu" söylemektedir. Geri kalan tüm Rus-Türk vs. yolcular şikayetçi olmadıklarını, eğer bu insanlar terörist ise tüm insanların terörist olmasını istediklerini, eylem esnasında kendileri ile çok iyi dostluklar kurduklarını beyan etmişlerdir.Feribot olayında eylemcilerin çoğu Bağımsız Kafkas Ordusu mensubu olduklarını belgeler ile ispat ettiler. Hatta eylemcilerden bir tanesi bu orduda rütbeli bir kişi olduğunu dahi ispat etti. Bağımsız Kafkas Ordusu'nun Türk Mahkemelerince "terör örgütü" olarak kabulü başta Kafkasya olmak üzere ülkemize de zarar getirir kanaati taşımaktayım. Üstelik bu ülkede yaşayan biz Kafkasyalılar için de büyük zorluklar getirir, ülkede yeni hiziplerin oluşmasına sebep olur diye düşünmekteyim. Daha "Çerkez Ethem" meselesinde dahi gerçeği anlatamamış bizler için sanırım yeni sıkıntılar doğurur. Kaldı ki, hepimizin son derece saygı duyduğu merhum kayınpederiniz Sn. Elbruz Gaytaoğlu'nun kemikleri sızlar. Hatta muhterem eşiniz Sn. Janset Hanımefendi'ye bir sorun, Kafkasya'nın bağımsızlık mücadelesinin "terör hareketi" olarak değerlendirilmesi kendisinde nasıl bir halet oluşturur? Kaldı ki siz zaman zaman "Dağıstan" kökenli olduğunuzu belirmiştiniz. Malum olacağı üzere, bir savaşta ordu mensupları zaman zaman sivillerin de içinde kaldığı durumlara neden olabilmektedir ve buna terör denmemektedir. Eğer, siz bir şekilde Tokcan'ın Kafkas Ordusu mensubu olmadığı ve feribot eylemini birilerinin yaptırdığı yönünde bilgiye sahip iseniz, bu görüşünüz diğerlerini itham etmeye neden olmamalıdır. Adalet herkese bir gün lazım olur. Kaldı ki geçmişte siz, başkaları ile beraberliğiniz esnasında onların yaptıkları şeyler yüzünden itham edildiniz.

9) Bu paragrafınızda tamamen doğru.

10) Zamanın Adalet Bakanı Sn. Şevket Kazan bu kişileri hiçbir zaman ziyaret etmemiştir. Kendisi Kocaeli Milletvekili olması nedeniyle ve Ramazan Bayramı münasebeti ile Kocaeli Kapalı Ceza ve Tutukevi'ni ziyarete gitmiş, ana binada bulunanları ziyaret etmiş, feribot eylemcilerinin bulunduğu müşahede binasına geçmemiştir. Hatta görevlilerin bu ek binada bulunanları hatırlatmasına rağmen o binada feribot sanıkları ve Hadi Özcan çetesinin bulunması nedeni ile gitmek istememiştir. Ancak klasik tutuklu psikolojisi ile Tokcan'ın edepsizlik yapması üzerine her cezaevinde olduğu gibi idare isteğe boyun eğmiş, M.E.Tokcan, köylüsü ve halen firarda olan Tuncer Özcan ile Vishan Abdurrahmanov'u ana binaya götürmüşler, Sn. Bakan'a ise müşahede binasında bulunanların bayramlaşmaya geldiklerini söyleyerek görüştürmüşlerdir. Görüşme esnasında Çeçenistan'da yargılanma isteğinin yapıldığı hususu ise doğrudur. Ancak Sn. Bakan bu gerçeği dahi medyaya anlatamadı. Tabii bu husus Tokcan'ın da çok hoşuna gitti.

11) Bu paragrafta yazdıklarınız da tamamiyle doğru. Tabii haklı nedenlerle bir çok eksiğiyle. Örneğin, her neden ise Tokcan ısrarla MİT ile görüşmeyi istiyordu. Sadece kendisinin yapabileceği bir çok iş olduğunu, MİT'in kendisine ihtiyaçları olduğunu belirtiyordu. Sonunda iki MİT mensubu giderek kendisi ile görüşmüş. Görüşmede Tokcan'ın köylüsü ve halen firarda bulunan Tuncer Özcan da hazır bulunmuş. Fakat sizin terörist diye nitelediğiniz ve MİT ile hiç ilgileri olmayan diğer eylemcilerin bundan haberleri olmadı. Yalnız o esnada Kafkas kuruluşları halen Tokcan ve diğer eylemciler ile ilgileniyordu. Tam tersine Tokcan'ı yakından tanıma imkanı bulan diğer eylemciler, Tokcan'ın yasa dışı eğilimlerini gördükleri için aralarında anlaşmazlık çıkmıştı. Kafkas kuruluşlarının Tokcan ile irtibatlarını kesmeleri firar etmesinden sonra olmuştur. Bunları da biraz sonra anlatacağım. Ancak Kafkasyalılar diğer eylemciler ile irtibatlarını kesmediler ve maddi-manevi yardımcı olmaya çalıştılar. Yalnız kalıp illegal örgütlerin ellerine düşmemeleri için ellerinden geleni yaptılar. Veya birisi yaptı.

12) Feribot olayının sonuçlandırılmasında koordineden bahsetmektesiniz. Fakat bu koordine her nedense fark edilmedi. Herkes kendine göre canla, başla çalıştı. Sn. Serhatlı üzerine düşeni en güzel şekilde yerine getirdi. Ancak geminin beklediği sahilde karargahta bulunan askeri, mülki, polis ve adli makamın koordine içinde olduğundan bahsedebilmek bana göre mümkün değildi. Herkes bu işin kansız ve olumlu şekilde biteceğini anlamış, işin kahramanı olma yarışına girmişti. Hatta eylemcilerin Türk askerine ve polisine el kaldırmayacaklarını fark edenler bir operasyon düzenleyip ucuz kahraman olmayı dahi düşündüler. İlk anda gemiye arabulucu olarak üç kişi gönderildi. Bu iki kişiden birisi sizce bilinen bir kişi idi. Üçüncü kişinin adı hiçbir raporda geçmedi. Daha sonra 1999 Ekim-Kasım ayında başka bir mesele nedeniyle raporlara girdi. İstanbul Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar, kadim dostu ve ANAP Düzce İlçe Başkanı olan Abhaz kökenli Beşyüz Zekeriya'yı gemiye arabulucu olarak göndermek istedi. Ardında başka hesaplar yok ise ve eylem sadece Kafkasya için yapılmış ise bu kişinin eylemi sona erdirmekte etkin olmayacağını hesap eden diğer üçüncü arabulucu kişi Zekeriya'yı ekarte edip gemiye götürmedi. Ancak Taşanlar daha sonra bir fırsatını bulup Çeçen kökenli koruma polisi ile birlikte Zekeriya'yı gemiye çıkardı. Telsizini de bizzat ona verdi. Fakat o esnada eylemciler teslim olmaya karar vermiş, dost oldukları yolcular ile vedalaşıyorlardı. Bu vedalaşma esnasında Türk ve Rus yolcuların bazıları çok duygulandılar. O esnada ruh halini sizin de tespit ettiğiniz Tokcan yine bir garip teklifte bulundu ve adetlerimizde dolu silah teslim etmenin yanlış olduğunu (böyle bir adetimiz olduğunu hatırlamıyorum) , bu nedenle silahları havaya boşaltıp teslim etmeyi istedi. Taşanlar bunu kabul etmedi ve telsizin mandalını geç bıraktığı için telsizden sözünün devamı işitildi. "Bu ibnelerin ne yapacağı belli olmaz" diyordu. Tokcan ruh hali ve ahlakı sizin de doğru teşhis ettiğiniz bir kişidir. Ancak ibne değildir. Hakkı olmayan sıfatlarla insanların itham edilmesi hakarettir. Kişiliği sağlam olanların başkalarına yapılan hakaretlere de isyan etmesi gerekmektedir. Kaldı ki diğer eylemciler hiçbir kötü sıfata maruz kalacak karakterde değillerdir. Bu nedenlerle Tokcan'ı itham ederken ekibi diye bahsettiğiniz, kaderin cilvesi olarak bir araya gelmiş diğer eylemcileri ayırmanız daha doğru olur görüşündeyim.

13) Otel olayı için "Türk halkının toleransına bir kez daha haince bir şekilde cevap verdi" demektesiniz. Bu kezden önceki, feribot olayımıdır? İlk olayın hainlik olmadığını 14. paragrafınızda açıkça belirtmekte iken arada çelişki doğmuyor mu? Halkımızın olayları nasıl değerlendirdiğini düşünüyorum ve bu paragraftan halkımızın ilk olaya da "hainlik" damgası vurabileceği endişesini taşıyorum. Bana göre taktik hatası sonucu "irticai" görünüm alan Kafkasya davasındaki başarı, dünyada devamlı ezilen ve sömürülen, kendi ülkelerinde dahi aşağılanan mütedeyyin çoğunluğun moral kaynağı ve yüz akı olmuştur. Bu nedenle otel olayına dahi sıcak bakmalarına sebep olabileceğini düşünüyorum. Çünkü mütedeyyin çoğunluk uğradığı hakaretler nedeniyle devlete güvenmemektedir. Veya bu duyguya düşürülen mütedeyyin çoğunluğun bu ezikliğinden istifade edenler devleti yönetenlere düşmanlık aşılamaktadırlar. Bunun sonucu dindar gözüken kişilere karşı haklı olarak alınan tavırlar dahi, devletin dindarlara karşı bir tavrı olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle sizin feribot olayı ile otel olayını aynı kefede değerlendirmeniz yukarıda açıkladığım sebeplerle tepkiye, feribot olayına duyulan sempati nedeniyle otel olayına da sempati duyulmasına, otel olayına karşı çıkanlara tepki duyulmasına sebep olabilir.

14) Bu temennilerinize tüm kalbimle katılıyorum. Ancak gerçekleşeceğine inanmıyorum. Kısır menfaat duyguları içinde ellerindeki güçleri kötüye kullananlar ve haksız olduklarına inanmayanlar, haksız olduklarını kabullenemeyip haksızlıklarına bir çok anlaşılmaz sebepler üretenler, yeteneksizlikleri ortaya çıkmasın diye yeteneklileri karalayıp ortadan kaybedenler, riyakar ve yağcılar ile güçlüden yana saf tutarak hayatlarını idame edenler göreve getirilip, bunları yapamadıkları için bu görevlere getirilemeyenler oldukça benim ülkemin geleceğine zerre kadar güvenim kalmadı. Hatta yakın gelecekte kısa gün menfaatleri ile ülkedeki güçleri yönetenlerin bu ülkenin topraklarını dahi peşkeş çekeceklerini düşünmekteyim. Verdiğim bilgiler ışığında yazınızdaki söz konusu hususları düzeltmeniz dileğimdir. Düzeltilmesini istediğim hususlar maddi durumlar(örneğin Soçi'nin nerede olduğu) veya tamamen fikre dayalı hususlardır(örneğin diğer eylemcileri ve feribot olayını Tokcan ve otel olayından ayrı değerlendirmeniz, Kafkasya'nın bağımsızlık davasının terör eylemi olduğu intibaını veren açıklamalarınıza karşı ileri sürdüğüm tezler).

Yazınız ile ilgili diyeceklerim bunlar. Gelelim bunun dışındaki konulara : Eğer yazınızı düzeltme gereği duyarsanız lazım olur diye size M.E.Tokcan'ın firar ettikten sonra neler yaptığını anlatayım. Firar ettikten sonra bir müddet mafya özentisi içinde yaşantısını devam ettiren bu kişi bir mübarek Ramazan günü Adapazarı'nda bir kuyumcuya haraç vermediği için bomba attırdı ve günahsız bir insanın yaralanmasına sebep oldu. Dükkanın güvenlik kameraları bomba atanı tespit etti. Ancak polis "bunları alamam, alsam bile yarım saat sonra ellerini kollarını sallayarak buradan giderler" dedi. Bunu hakikaten Tokcan'ın arkasında bir güç olduğundan mı söyledi, yoksa Tokcan'ın MİT elemanı olduğu ve devlet tarafından kollandığı yolundaki söylentiden mi kaynaklandığını bilemem. Bir müddet sonra Düzce'nin Kafkas kökenli babalarından merhum Ferda Seven, gerekli pasaportları temin ederek Tokcan ve köylüsü Tuncer'i temin ettiği bir araca bindirerek, araca şoförünü de koyarak Kafkasya'ya gönderdi. Tokcan şoförü Gürcistan'da araçtan indirerek araç ile birlikte Dağıstan'a gitti. Ferda buna çok içerledi. Aracın geri gönderilmesini istedi. Uzun süre sonra araç Türkiye'ye gönderildi. Tokcan, Şamil Basayev'den Türkiye'den gelen gönüllülerden oluşan bir birlik kurmak için izin istedi. Tokcan hakkında biraz sonra belirteceğim nedenlerle iyi düşünceler beslemeyen Basayev bu izini ve bir miktar parayı kendisine verdi. Tokcan, kendi kendine bir birlik kurdu. O anda üç kişilerdi. Kendisi, köylüsü Tuncer ve Raki(Hamzat). Tokcan kendisini binbaşı, Tuncer'i başçavuş ve Hamzat'ı çavuş ilan etti. Tuncer ve Hamzat sebebini sorduklarında "disiplin olmaz ise birliği yönetemeyiz" oldu. Tuncer ve Hamzat buna razı olmadılar. Kısa bir süre sonra Basayev, Tuncer ile Hamzat'ın Tokcan'ın geçmişi ile ilgilerinin olmadığını anladı ve onlara güvendi. Tokcan Basayev'in kendisine güvenmediğini anlayınca orada evlendiği Çeçen asıllı eşi ile birlikte Abhazya'ya geçti. Burada Abhazya Devlet Başkanı Ardzınba'yı ikna ederek asayiş ve savunma konusunda görev yapacak bir birlik oluşturmaya çalıştı. Bu arada Soçi'de eylem koymak için bazı mühimmatı o tarafa geçirdi. Ancak hiçbir zaman eylem koymadı ve o mühimmat orada heba oldu. Tokcan Abhazya'da da kendisine uygun bir ortam bulamayınca Türkiye'ye geldi. Çeçen eşi ise daha sonra Çeçenistan'a döndü ve başkasıyla evlendi. Bu arada şunu da belirteyim : Şamil Basayev, Tokcan'ın feribot eyleminden sonra MİT elemanı olduğu yönünde bir karara vardı. Bu düşünceye nereden kapıldı bilemem. Hatta feribotu dahi MİT'in kaçırttığını düşündü. Nitekim sekiz ay mafyanın elinde esir olan Kafkas-Çeçen Komitesinden iki kişi, kurtarıldıktan sonra kendilerine verdiği bir yemekte Basayev'in "sizin MİT çok akıllı, önce gemiyi kaçırttılar, sonra Tokcan'ları cezaevinden kaçırttılar. Türkiye'den gitsinler ve konuşmasınlar diye" dediğini ifade ediyorlar. Tabii konuşturmayacak olan, onu kahraman yapmadan da ıslatabilir. Basayev bunu niçin göz ardı ediyor bilemem. Yine Aslan Maşadov, eylemden hemen önce Türkiye'de bulunan İsa Abzatov'dan aldığı bir bilgiyi değerlendiremediğini ifade ediyor. Feribotun kaçırılmasından kısa bir süre önce Tokcan, ismi herkesçe malum bir MİT elemanı ve iki MİT mensubu ile İsa Abzatov'u ve bazı Çeçen ileri gelenlerini Ankara'da görüştürmüş. Karadeniz'de silah yüklü bir gemileri olduğunu, uzlaşabilirler ise satabileceklerini ifade etmişler. Fiyat olarak iki milyon $ rakamı telaffuz edilince pazarlık başlamadan sona ermiş. Maşadov, teklifi getirenlerin dolandırıcı olup olmadıklarını, böyle bir geminin var olup olmadığını, var ise kısa süre sonra gelişen feribot eylemi esnasında geminin nereye gidip, silahların nereye boşaltıldığını bilemediğini beyan ediyor. Bu işten sizin teröristlikle itham ettiğiniz diğer eylemcilerin hiç birisinin haberi yok. Sizin haberiniz olup olmadığını, var ise ne şekilde bilgi sahibi olduğunuzu bilmiyorum. Dönelim Tokcan'a. Tokcan Türkiye'ye geldikten sonra yine kirli işler yapmak için zemin aradı. Dağıstan kökenli olduğunu ileri süren mafya babası Sedat Peker'den yardım gördü. Kısa zaman sonra Peker de Tokcan'ın boş adam olduğuna, güvenilmeyeceğine kanaat getirdi. Tokcan, Kosova'ya gideceğini hava için kardeşleri vasıtasıyla deklare etti. Aslında gideceği falan yoktu ama MİT kendisini havaalanında yakalattı. Cezaevinde yardım alamayan Tokcan, Peker'den yardım istedi. Peker Kafkas-Çeçen Komitesinden bir kişiyi arayarak niçin yardım edilmediğini sordu. Gereken cevabı aldı ve kendisine de yardım etmemesi tavsiye edildi. Ancak Peker, yine de feribot olayından dolayı yardım edilmeye değer bulduğunu söyledi. Tokcan'ın kardeşleri çeşitli yerlerde toplanan yardım paralarını aldılar. Komite bunu duyunca paraları istedi. Zoraki de olsa verdiler. Ancak Tokcan komite mensuplarına tehdit mektupları yazmaya başladı. Kimse ciddiye almadı. Zaten sanırım Tokcan komitenin bu tehditleri kan davasına dönüştürmeyeceğini düşünüyordu. Derken bir gün bir uçak kaçırıldı. Rusya üç aydır Çeçenlerin Türkiye'de eylem yapacağını açıklıyordu. Gerek Kafkasya'dakiler, gerek Türkiye'deki Kafkasyalılar, feribot olayının bir istisna olduğunu, Türkiye'de hiçbir eylem yapılmaması yönünde kararlar alındığını açıklıyorlardı. Ancak Kafkasyalıları yalanlarcasına, Rusları doğrularcasına bu uçağı kaçırdı. Üstelik Ruslar bağımsızlık yanlılarının Vahabi olduğunu iddia ediyordu ve bu iddia doğrulanırcasına uçak bir Vahabi ülkesine, Suudi Arabistan'a götürüldü. O günlerde de tüm Kafkas kuruluşları bağırdı. Uçak kaçırma olayı ile ilgilerinin olmadığı deklare edildi. Tokcan gibi kişiler medya tarafından uzman bilirkişi tayin edilerek canlı yayınlara konuk edildiler. Bir ay sonra otel olayı vuku buldu. Size bir şey söylesem inanır mısınız bilmem. Eylemcilerden birkaç tanesi hariç, çoğu otel basmaya gittiklerini bilmiyorlardı. Tokcan, çoğunu feribot eylemi ve devletin hakkında oluşturduğu karizma ile etrafına toplamıştı ve eylem günü Çeçenistan'a gideceklerini sanıyorlardı. Bir çoğu çocuk yaşta idi. Yine bir çoğu maceraperest, hayal dünyasında yaşayan, dünya tecrübesi olmayan gençlerdi. Eylemi niçin yaptıklarını bilemiyorum. Araştırmak görevim olmadığı gibi biz Kafkasyalıları da hiç ilgilendirmiyor. Gerçek şu ki : bu kişi bu eylemi Kafkasya için değil, başkaları için yaptı. Beni tek ilgilendiren kısım, bunun kamu oyuna duyurulabilmesi. Niçin yaptığına dair bir çok rivayet dolaşıyor. Kimine göre iki otel gurubunun çekişmesi, kimine göre Sedat Peker'in bir haraç işi, kimine göre bor yatağı konusu, ülkemizde o esnada otelde düzenlenen "Dünya Madencilik Sempozyumu", kimine göre o günlerde gündemde olan İstanbul Valisi ile Emniyet Müdürü'nün çekişmesi, kimine göre Rus İstihbaratı ile Mavi Akım'ın sahibine minnet duygusu olan başka bir istihbarat reisinin işbirliği sonucu Türkiye'de Kafkasya aleyhine kamu oyu oluşturulmasının bir parçası. Hangisinin olduğu beni hiç ilgilendirmiyor. Bilvesile size ve muhterem eşiniz, hemşehrim Sn. Janset Hanımefedi'ye saygılarımı sunuyorum.


Mektuplara Yanıt
İlk "dört" mektubun bizim Avrasya'dan Swissotel'e yazımızla bağlantısını anlayabilmiş değiliz. Zira yazımızın konusu ne "Çeçen Davası", ne "Kafkasyalılar" ne de "Türkiye'nin dış politikaları" ile ilgili. Bizim yazımız, sadece ve sadece Türkiye'nin Çeçen davasındaki sempatisini kötüye kullanan bir madrabaz, mafya özentisi ile alakalı.

Dudayev'in ölümünden MİT'i sorumlu tutan ve bunu bir koz olarak açıklayacağı tehdidinde bulunan "Dördüncü" mektup sahibi okuyucumuz şunu bilmelidir ki, bu konuda bir bildiği varsa açıklaması bizi hiç rahatsız etmez, bilmediklerimizi kendisinden öğreniriz. Dudayev'in ölümüne sebep olan ve istihbarat teşkilatımızca verilen uydu telefonu olayı, o tarihteki sorumluların fevkalade beceriksiz ve acemice uygulamalarından kaynaklanmaktadır. Zira verilen telefon "T.C. Başbakanlık Teknik Daire" adına kayıtlıdır. Telefonu kestiren Ruslar birkaç kez hem bizi uydu telefonlarını denetlemekle yükümlü beynelmilel oluşuma şikayet etmişler, hem de bize nota vererek, kendi topraklarında uydu telefonu kullanmasına son verilmesini istemişlerdir. Neticede bu telefonu kullanmaya devam eden Dudayev, bir telefon konuşması sırasında, telefonun yerini tam olarak kestiren Ruslar tarafından bombalanmıştır.

Netice itibariyle ilk dört mektubu, yazdıklarımızı iyi değerlendirmemiş, ilgisiz ve heyecanlı yanıtlar olarak kabul ediyoruz.

Beşinci Mektup, bizim yazımıza cevap niteliğinden ziyade bilgilendirme özelliği taşıyor. Konumuz olan otel baskınında "Bin Laden" faktörüne işaret ediliyor.

Gelelim basın emektarı olan bir dostumuzdan gelen "Altıncı" ve uzunca mektuba. Önce bazı noktalarda aydınlattığı için teşekkür ederiz. Yazıyı uzatmamak için eleştirilerine kısaca cevap vereceğiz. Öncelikle yukarıda da belittiğimiz gibi, yazımız sadece Muhammed Emin Tokcan'la ilgili. Yorumlarla başka yöne çekilmeyecek kadar da açık ifadelerle. Tahsilatçılıkla suçlanan ve Trabzon Polisi tarafından aranan sadece Muhammed Tokcan'dır ve bu yazıda açıkça bellidir."Avrasya Feribotu'nun kaçırılması olayının önceden planlanmadığı, eylemin Trabzon'da ticari alacak konusundan dolayı polis tarafından aranmaya başlanmaları üzerine mecburiyetten yapıldığı, böyle bir eylemin av tüfeği ile yapılmayacağını herkesin bildiği, esasında eylemin Soçi'de bir Rus gemisine yapılmak üzere planlandığı, silah ve teçhizatlarının Soçi'de hazır olduğu, olayın bu boyuta gelmesinin basının kendilerini kullanması ve yanlış yönlendirmesinden kaynaklandığı" ifadesi Tokcan'a aittir ve cezaevinde kendisiyle görüşen görevlilere atfen yazılmıştır.

Keza Tokcan'ın "Abhazya, Çeçenistan ve Afganistan" savaş hikayeleri de, ona çok yakın bir kişinin onun anlatımına dayanarak verdiği bilgilerdir. Boğaz Köprüsüne eylem yapma düşüncesi, Avrasya Feribotu olayından hemen sonra bazı Kafkas asıllı muteber dostlarımdan intikal eden bir bilgidir. Ayrıca önce veya sonra olması ne farkeder ki? Önemli olan onun kafasında böyle bir sakat düşüncenin doğması değil mi? Bu eylemlere katılanlardan Muhammet Tokcan dışındakileri tanımadığımız için, eyleme katılmaları dışında onlarla ilgili özel bir iddiamız da yok. Bununla birlikte, gerek Feribot olayına gerekse de Swissotel baskınına katılanların Muhammed Tokcan tarafından kandırılmış olması, eylemcilerin esas gaye ve düşüncelerinde farklılık bulunması, Feribot olayına katılanların daha sonra bir televizyon programında "otel olayını tasvip etmediklerini" belirtmeleri, bu kişiler açısından takdir edilecek sevindirici ve müspet gelişmeler. Ancak bütün bunlar o olayları yok saymamızı mümkün kılmıyor. Subjektif yaklaşımlarla objektif olayları değerlendirmek yanlış ve sakıncalı bir yöntem. Esasında, mektup yollayan dostumun ifadesine göre, Feribot olayına karışanların kendileri televizyon programında " Feribot olayının da bir terörist eylem olmakla birlikte o günün şartlarında derhal Kafkasya'ya gitmek için bir çare olarak düşündüklerini, sonra her nasıl ise eyleminin istikametinin İstanbul'a yöneldiğini ve terör eylemine dönüştüğünü" söylemişler. Bizim yazıdaki terör ve terörist lafları neden hassasiyet yaratmış anlamak zor.

Zamanın Adalet Bakanı Sn. Şevket Kazan'ın cezaevinde Tokcan ve arkadaşlarını ziyaret ettiği hem basına intikal etmiş bir konudur, hem de Tokcan'a yakın kaynaklar tarafından iletilmiştir. O tarihte konuyu intikal ettiren kaynak, bakan olmadan önce Sn. Kazan'a Tokcan'ların davasını alması için müracaat edildiğini de bildirmiştir. Bize her intikal ettirilmiş bilginin doğru olduğu gibi bir yaklaşımda değilim. Bu konuda mektup yollayan dostumun anlatımının daha doğru olabileceği kanaatini taşıyorum. Mektubu yollayan dostum "Feribot olayının sonuçlandırılmasında koordineden bahsetmektesiniz. Fakat bu koordine her nedense fark edilmedi." diye yazmış. Farkedildi de yanlış farkedildi. Gazeteler Şenkal Atasagun'un "Avrasya Feribotu Olayını" başarılı bir şekilde sevk ve idare ettiği için MİT Müsteşarlığına getirildiğini yazmadılar mı? Bir de olayları çok yakından takip ettiği anlaşılan dostuma bilmediği bir hususu ileteyim. Gemiye ilk aracı kişi, gemi İstanbul'a varmadan, henüz Karadeniz'de iken gönderildi. Aracı kişi, yabancı uyruklu eylemcilerin çok daha kararlı ve katı olduğunu, eylemi kansız bir şekilde neticelendirmek isteyen Muhammet Tokcan'a da tepki gösterdiklerini söyledi.

Benim Dağıstan asıllı olduğum yanlış bir bilgi. Soyadım "Eymür", Göktürkler'in, Üç Ok Kabilesinin Eymür boyundan gelme. Hazar Denizi'nin güneyinde yerleşik bir Türk boyuymuş. Ancak ailemdeki evlilikler dolayısıyla, her zaman asaletine, gururuna, yiğitliğine, adet ve örflerine sevgi ve saygı ile yaklaştığım Çerkesler'le sıkı bağlarım var. Bu bağların en kuvvetlisi ise eşim. Evet, bir çok Kafkaslının hayranlık ve takdirle yadettiği Elbruz Gaytaoğlu benim kayınpederim. Eşimi tanıdığım zaman hayatta olmadığından onu tanıma şerefine ulaşamadım. Çocukları onun bir nasihatını hiç unutmamışlar. "Aslınızı hiç unutmayın ve onunla gurur duyun, ona sahip çıkın ama yaşadığınız, ekmek yediğiniz topraklara da asla hainlik yapmayın". Zaten Türkiye'de yaşayan Çerkezleri de en güvenilir topluluk haline getiren ve bütünlüğünü sağlayan, bütün diğer Çerkez büyüklerinin de benimsediği bu felsefe değil mi?


Bu bakımdan Avrasya'dan Swissotel'e yazısına, orada yazılmayan yakıştırmalarla değil, rahmetli Elbruz hocanın felsefesi ile yaklaşmak daha doğru olur.




FastCounter

 

Hit Counter

  Anadolu Türk İnterneti

 

Güncelleştirme : 2013-05-11