Header $articleheadline_he$ "ArticleHeadline" Detay Sayfa Header

 

 

     

 

 

 
2013-05-11

Detay Sayfa

Tüm Dosyaların Listesi

News Database Template Page Example

Medyadan Alintilar - Çok soru, az cevap...

21/5/2005 - 01:00 - Taha Kivanç -Yeni Safakİlgili Bağlantı Yorumlar Bu Yazıyı Bir Tanıdığına Yolla Bu Yazıyı Yazdır  

      

Çok soru, az cevap...

Günlerden beri tartistigimiz konuyu Mehmet Eymür bir cümlede özetlemis: “(Abdullah Öcalan’i Türkiye’ye getirme operasyonunda) bir basari varsa, sonradan elimizde patlayacak olan paketi neden aldigini bilmeyen, uçaga koyup getirenlerde degil, neye verdigini bilenlerdedir. Gerçek operasyon budur ve hakiki operasyoncular da paketi teslim edenlerdir. / Türkiye'nin aldatildigi ve zokayi yuttugu bir operasyonu kendi açimizdan basarili saymak safligin da ötesinde bir sey...”

Türkiye’deki gelismelerin çogu ‘kim vurduya’ getirilerek önümüze çikar; bundan böyle gündemi mesgul edecegi belli olan “Öcalan’in yeniden yargilanmasi” konusu da öyle. Geçmiste neredeyse kimse, “Nasil oldu da oldu?” diye sormadigi için hemen hergün yeni sürprizlerle karsilasiyoruz. Her sürprizin bize bir mâliyeti var; bazen bayagi pahali olabilen bir mâliyet...

Abdullah Öcalan’in Türk istihbarat elemanlari tarafindan Kenya’da derdest edilip Türkiye’ye getirildigini biliyorduk, degil mi? Simdilerde ne biliyoruz? Sunu: Kendisine karsi operasyon Türkiye tarafindan düzenlenmedi; bize teslim edildi Öcalan... Mehmet Eymür, yukaridaki tespiti isin özünü hatirlattiktan sonra yapiyor iste: Amerikali bir istihbaratçi MIT’e gelip “Isterseniz size teslim edebiliriz” demis; MIT Müstesari teklifi Basbakan Ecevit’e bildirmis; sonra ise Cumhurbaskani Demirel ile Genelkurmay Baskani Kivrikoglu da katilmis... Müstesar kendisini makaminda bekleyen Amerikali’ya, turdan sonra, “Tamam” demis...

Isin en ilginç tarafi ne, biliyor musunuz? Bülent Ecevit, bir ay kadar önce, Sabah’tan Balçiçek Pamir’e su cümleyi sarf etmisti: “Bize niye Apo'yu verdiler onu hâlâ ben de bilemiyorum... Ama sonunda hayirlisi oldu. Apo konusunda hiçbir sart getirmediler bize." Oysa, kimse kimseye hayrina is yapmiyor bu dünyada. Amerikalilarin, “Bedava yemek yok” sözü ünlüdür... Öcalan’i sartli vermeselerdi, Basbakandan Cumhurbaskanina dolasip Genelkurmay Baskaninin da tasvibini almaya neden çalissin ki MIT Müstesari? Eymür’e göre, sart birden fazlaydi: “Operasyonu Amerikan ve Türk ekipleri gerçeklestirecek. Ancak ne olursa olsun Abdullah Öcalan Türkiye’ye sag olarak getirilecek, mahkemede âdil olarak yargilanacak ve öldürülmeyecekti.”

Bu sartlara harfiyen uyuldugunu gördügü içindir ki, ABD, daha önceki gün, “Bizim için Öcalan, sonuna kadar cezaevinde kalmaya mahkum bir suçludur” açiklamasini yapti...


Dogrusunu söylemem gerekirse, ben, bu operasyonun baska bir ülke ayagi daha oldugunu düsünüyorum. Ama derdim bu noktada tabloya üçüncü ayak olan Israil’i sokmak degil. Benim bu asamada garip gördügüm nokta su sorunun cevabinda yatiyor: Amerikali istihbaratçi, “Isterseniz teslime haziriz” dediginde, bu teklifi duyan MIT Müstesari, “Eyvah” demis midir acaba?

Demis olmali. Çünkü yukarida anlatilan turu yaptigi gün, herhalde o gün, MIT Müstesari, “Apo’yu Rusya’ya kilitledik” sözü ile Hürriyet’in mansetindeydi. Bir gün önce, Disisleri Müstesari Korkmaz Haktanir’in agzindan Öcalan’in Sam’dan ayrildiktan sonraki günleri Hürriyet’te mansetti. Ertesi gün de, bu defa MIT Müstesari, Öcalan’in Sam’i terk etmesiyle baslayan süreci Hürriyet Ankara temsilcisi Sedat Ergin’e anlatti. MIT Müstesari’nin kendisini Rusya’da sandigi sirada, Öcalan, çoktan operasyon yapilacak Kenya’ya varmisti bile...

Düsünün: Ülkenizin en çok satan gazetesinin mansetinden Rusya’da oldugunu ve orada kendisini kilitlediginizi ilân ettiginiz gün, o kisiyi size Kenya’da teslim edecegini söyleyen bir Amerikali istihbaratçi karsiniza çikiyor... “Eyvah” demez misiniz?

Eger her sakladigi ortaya çiktiginda “Eyvah” diyenlerden biriyse, o gün o saskinligi yasayan, simdilerde bir baska sebeple daha o ünlem sözcügünü kullaniyordur: Abdullah Öcalan’in CIA etiketli bir operasyonla yakalanisini bütünüyle farkli anlatan bir hikâyeyi kitap olarak yazdirmisti çünkü...

Anlatilanlarin hayal mahsulü oldugu bugün daha iyi anlasiliyor...

Bir bilinmeyeni de Emin Çölasan açikladi: Abdullah Öcalan ile devlet arasindaki iliski... Herkesin merak ettigini sandigim “Öcalan örgütünü avukatlari araciligiyla Imrali’dan nasil yönetiyor” ve “Bu rezalete kimler, niçin göz yumuyor?” sorularini, Çölasan, ‘devletin bu konuda en üst düzeyde yetkililerinden’ dedigi birine sormus. Aldigi cevabi aktardi önceki gün: “Biz daha önce bu adama göz yumduk ve kendisini kullandik. Çünkü ölümden korkuyordu. Son derece evhamli ve korkak biri. Bizim telkin ve tesviklerimizle Imrali’da devletten yana mesajlar veriyordu. Örnegin sinirlarimiz içerisindeki PKK’lilari bir süre Kuzey Irak’a çektirdi. Fakat olaylar öylesine gelisti ki, adam kontrolden çikti. Palazlandi, moral kazandi. Mesajlarini özgürce verebildigini anlayinca yön degistirdi.”

Münafiklik ne haddime, bu açiklamayi oldugu gibi ‘dogru’ kabul ediyorum. Ancak yine de aklima bir sey takiliyor: Öcalan hâlâ Imrali’da ve orada kalmaya devam edecek; vaktiyle kendisiyle ‘kullanma’ iliskisi kuranlarla temasi bitmis degil yani... ‘Mesajlarini özgürce verebilmesi’ kendisini kullananlarin bilgisi disinda niye olsun ki? Acaba bu kez de farkli bir amaçla mi kullaniliyor Öcalan?

Bu konuda soru çok, cevap azdir; her zaman öyle olmayacak ama...




FastCounter

 

Hit Counter

  Anadolu Türk İnterneti

 

Güncelleştirme : 2013-05-11