Header $articleheadline_he$ "ArticleHeadline" Detay Sayfa Header

 

 

     

 

 

 
2013-05-11

Detay Sayfa

Tüm Dosyaların Listesi

News Database Template Page Example

Baybasin'ler

6/10/2002 - 15:43 - AtinYorumlar Bu Yazıyı Bir Tanıdığına Yolla Bu Yazıyı Yazdır  

      

Tarih 21 Temmuz 1995. PKK’nin (simdiki KADEK) yayin organi MED TV’nin Rojev (Gündem) isimli programinin konugu Hüseyin Baybasin, dünya çapinda taninmis bir uyusturucu kaçakçisi.

1956 Lice dogumlu Hüseyin Baybasin, birçok üyesi uyusturucu ticareti yapan ve ayni zamanda terör örgütleri ve özellikle PKK ile baglantili olan Baybasin ailesinin basi.

1976’da Istanbul’da 11 Kg. eroinle yakalanmis, daha sonra Ingiltere’de 1984’de yine 6 kilo eroin ile yakalanip 12 yil hapse mahkum edilmis.

Halen Hollanda’da, uyusturucu kaçakçiliginin yani sira cinayet ve adam kaçirma suçlarindan dolayi ömür boyu hapse mahkum.

Hüseyin Baybasin’in amcasi 1944 Lice dogumlu Mehmet Serif Baybasin, 1965 Lice dogumlu Nedim Baybasin ile birlikte 13 Haziran 1984’de 34 kilo eroinle Alman Polisince yakalanmis ve 13 yil hapis cezasina mahkum edilmistir. Nedim Baybasin, Hüseyin’in diger amcasi Mehmet Emin Baybasin’in ogludur.

Almanya’da yakalanan Mehmet Serif Baybasin, kendisini sorgulamak üzere Türkiye'den ekip gelecegini anlayinca, kendisinin Kürtlerin özgürlügü için savasan bir subay oldugunu, gelen ekiple Türkçe degil Kürtçe konusacagini, bunun için tercüman istedigini söylemis, Alman Interpol’ü de bunu yazili olarak Türkiye’ye bildirmisti.

Almanlarin cezasi dolmadan serbest birakarak sinirdisi ettikleri Mehmet Serif Baybasin, 1994 yili sonunda bu kez uyusturucu kaçakçiligi suçundan Avusturya'da yakalandi. Mahkeme sonucu M. Serif Baybasin 13 yil, onunla birlikte yakalanan Mehmet Demirbilek 8 yil, Haci Beyazit 4 yil, I.Akçay 3 yil R.Yariz 3 yil hapis cezasina çarptirildilar.

Amca Baybasin'lerMehmet Serif, Avusturya'da 6 yil cezaevinde yattiktan sonra, istegi üzerine, Ekim 2000’de Türkiye'ye iade edildi.

Diger amca Lice 1942 dogumlu Mehmet Emin Baybasin 1994 yilinda, Lice yakinlarindaki Yagmurlu köyündeki bir eroin laboratuari ile baglantili olarak 67 kilo eroin ile yakalanmisti. Istanbul'da 1989 ve 1998 yillari arasinda 6 kez uyusturucu kaçakçiligindan Narkotik Sube'ye girisi bulunan Mehmet Emin Baybasin, Eylül 1998’de ruhsatsiz 14'lü Browning tabanca ve 22 mermi ile yakandi.

Daha önce hakkinda 4 ayri uyusturucu kaçakçiligi sorusturmasi yapilan ve yasadisi Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi (TKDP) Merkez Komitesi üyesi oldugu gerekçesiyle dava açilan 56 yasindaki Mehmet Emin Baybasin'in, Kürdistan Ulusal Kurtulus Ordusu (KUK) ile irtibatli oldugu da bilinmekte.

Hollanda'da uluslararasi uyusturucu kaçakçiligi yaptigi gerekçesiyle tutuklanip, Almanya, Ingiltere ve Türkiye'de pes pese gerçeklestirilen operasyonlar sonucu tüm mal varligina ve bankalardaki paralarina el konan Hüseyin Baybasin ve ailesine Hollanda ve Türk polisinin ortak çalismasi sonucu, darbe üzerine darbe indirildi.

Deniz yoluyla Italya ve Hollanda'ya gönderilmek istenen Hüseyin Baybasin'in amcasinin oglu Nizamettin Baybasin'e ait 216 kilogram eroin ile 800 gram afyon sakizi 6 Mayis 1998’de Istanbul’da ele geçirildi.

Mart 2001’de Istanbul’da 323 kilo eroin ele geçirildi. Eroinin 105 kilosunun Baybasin ailesinden olan ve soyadini degistiren Naif Yavuztürk'e, 218 kilosunun ise Van Bagimsiz Milletvekili Mustafa Bayram'in damadi ve Taksim Yakut Otel'in sahibi Cumhur Yakut'a ait oldugu belirlendi.

Baybasin ailesini tanitici bu kisa bilgilerden sonra tekrar MED TV’ye dönelim.

Baybasin MED TV’deki 2 saate yakin süreli program sirasinda, uyusturucu kaçakçiligini Türk devletinin organize ve himaye ettigini iddia ederek üst düzey devlet yetkililerine, resmi kuruluslara ve çalisanlarina agir hakaretlerde ve suçlamalarda bulundu.

MED TV’deki Baybasin’li programlar daha sonra da devam etti. Bunlarin birinde Baybasin, zamanin Istanbul Valisi Hayri Kozakçioglu ve Mehmet Agar ile birlikte, bir yemekte çekilmis fotografini ve Süleyman Demirel’in is yerinin açilisi ile ilgili olarak kendisine gönderdigi “Ben katilamiyorum Hüseyin kardesim” mealindeki yaziyi da söylediklerine kanit olarak gösterdi.

Daha sonra Türk gazeteleri gidip Hüseyin Baybasin’le mülakat yaptilar. Ancak, gazeteler MED TV’nin yikici propagandasina alet olmamak için bu mülakatlarin tamamini yayinlamadilar, sadece gerçekle örtüsen bazi bölümlerine kisaca yer verdiler. Keza konu Mesut Yilmaz tarafindan TBMM Susurluk Arastirma Komisyonu’na da aktarildi.

Bu arada Hüseyin Baybasin’in anlatimlari kitap haline geldi. Kürt yazar Mahmut Baksi’nin kaleme aldigi "Teyre Baz ya da Bir Kürt Isadami Hüseyin Baybasin" adli kitapta, Baybasin uyusturucu kaçakçiligi ve kara para aklama gibi örgütlü suçlarla baglantili pek çok üst düzey yöneticiyi, bu arada Süleyman Demirel, Cavit Çaglar, Yahya Demirel ve Mehmet Agar’i siddetli bir sekilde suçluyordu.

1999 sonlarinda yayimlan kitabin 4 Ocak 2000 tarihinde toplatilmasina karar verildi. Kitapla ilgili hem DGM hem de Agir Ceza Mahkemesi'nde dava açildi. Subat 2002'de sonuçlanan yargilama neticesinde Peri Yayinlari sahibi Ahmet Önal, "Devletin, cumhuriyetin, cumhurbaskaninin ve güvenlik kuvvetlerinin sahsiyetlerine hakaret, irkçilik, kin ve düsmanlik yaymak.“ gibi suçlardan toplam 10 yil 4 ay hapse mahkum oldu, cezalar "paraya çevrildi

Baybasin’in muhtelif tarihlerdeki beyanatlarinin büyük bir kismi elimizde var. Ancak biz de, genis bir bölümü “kara propaganda” niteligi tasiyan bu beyanatlarin tamamini yayinlamayi ve PKK’nin reklamini yapmayi düsünmüyoruz. PKK ile ilintili olmasa bile, para için insanligi zehirleyen bir uyusturucu kaçakçisinin sözlerine ne kadar itibar edilir ki?

Bununla birlikte, yillarca bu alandaki mücadele neticesinde elde ettigimiz deneyimler, her nevi organize suçun arkasinda bu tür karanlik iliskiler bulundugu gerçegini dogruluyor. Göz yumulmaz ve resmi kisilerin isbirligi olmazsa, kaçakçi suradan suraya toplu igne bile kaçiramaz.

Bu nedenle Baybasin’in anlattigi somut ve bilgi ve deneyimlerimizle örtüsen bazi olaylara pasajlar halinde yer vermeyi düsündük.

Gelin bunlara, zaman zaman parantez açip yorumlar ekleyerek bir göz atalim:

Baybasin anlatiyor;

-Lice’nin nüfusu bellidir. Lice’de tarima elverisli, ziraata, hayvanciliga elverisli hiç bir alan yoktur. Hiçbir endüstriyel is alani da yoktur. Bu insanlarin geçinmesi lazim, devletin bu insanlara sagladigi ekmek de yoktur. Devletin bu güne kadar böyle bir girisimi de olmamistir. Düsüncesi de olmamistir. Deprem yasandigi zaman dünya devletlerinin, yani Hiristiyan diye itham ettigimiz devletlerin yaptigi yardimlarin ...çok altinda bir harcama yapildi konutlar için. Deprem yasamis bir Lice’nin hala kanalizasyonu bile yoktur. Ahsaptan yapilan konutlari da yaktilar. Lice’de bunu yapan devletti. Liceli insanlar çoluk çocuklarinin geçimi için ekmeklerini aramak durumunda kalmislardir. Ne görmüslerse, ne duymuslarsa, ne bulmuslarsa onu yapmislardir. Ben çocukken hatirlarim, Iran’a, Irak’a, Suriye’ye giderlerdi, oradan Türkiye’ye satilacak seyler getirirlerdi. Türkiye’den de orada satilacak seyleri götürürlerdi. At sirtinda gidip, gelip insanlarin, yani kendi aile bireylerinin karinlarini doyurmakla ugrasirlardi. Tabii ki hudutlari geçerken de oradaki yetkililere paylarini verirlerdi. Vermeden geçemezlerdi. Bazen isin daha uyanikligina giderlerdi, nasilsa kazanacagim yüz lira, bunun bir kismini verirsem bana ne kalir düsüncesiyle vermiyorlar, bölüsmüyorlardi. Onlarda öldürüyorlardi. Böyle bir yapi çerçevesinde büyüdüm ben Lice’de. En yüksek okul ortaokuldu, onu da okudum. Bugüne kadar Lice’den çikan siyasetçiler de, zenginler de Lice’ye sahiplenmediler. Dolayisiyla Lice de kendi kendine debelendi. Bir Hikmet Çetin de Liceli. Bugüne kadar Lice’ye tek bir çivi çakmis bile degil. Liceli dört tane insan okutmus bile degil. Belki Lice’ye bir is sahasi açmak zor olabilir ama üç-bes tane insani okutabilirdi. Onu da yapmadi. Onun ötesinde bugün Toprak Holdingin sahipleri de Licelidir. Onlar da tek çivi çakmis degil. Bugün Türkiye’nin tekstil endüstrisi içinde Liceli çok vardir. Yani Lice’de dört kisi veya on kisi aile olarak uyusturucu isinde olmamistir. Biz para kazandiktan sonra Lice’de bir fabrika kurmayi kararlastirdik. Bunu bitirdik. Lice’nin 10 kilometre disinda. Lice, Hazro ve Kulp insaninin bütün insaninin bütün issizligini giderebilecek bir kapasitede bir mermer fabrikasiydi. Fabrika dedigimiz zaman, dagdaki ocagindan tutun, tasimasindan, islenmesine irsaliyeye kadar bayagi kapsamliydi. Hala durur orda. Biz bu fabrikayi kurduktan sonra elektrik istedik, organize sanayi bölgesi olmadigi için, TRT televizyonunda konusmamiz olmustu, bana “devletten ne istiyorsun” diye sorduklarinda “yalnizca organize sanayi bölgesi karari istiyoruz, baska bir sey istemiyoruz. ..Elektrik vermediler, kendimiz getirelim diye ugrastik, onunda iznini vermediler. Ondan sonra gittik 800 bin dolar karsiliginda bir jeneratör aldik fabrikayi isletmek için. O jeneratörün çalismaya baslamasindan sonra, yaninda karakol var, karakolun komutani gitti panzerle taradi. Hem fabrikayi, hem jeneratörü. Yani kullanilamaz hale getirdi. Biz Ünal Erkan’a söyledik, “PKK yapmistir” dedi. Biz dedik ki “kardesim PKK’nin panzeri yok ki”. ..Sonra tetkik etti ve sonradan bize dedi ki “dogrudur, bunu kamuoyu duymazsin, o terbiyesiz komutan kontrgerilladir. Onunla bas edemiyorum...

-Ortaokulu bitirdikten sonra Istanbul’a gelmistim. Bu 1972 yilina dayandi. 1973 yilinda okul okuma ortami aramistim. O zamanlar, bu tabii sonradan bildigim bu Turancilik, Türkescilik, Ülkücülük olaylari vardi. Insanlari topluyorlardi. “okulu ne yapacaksiniz, ticaret yapin” o zaman insanlara sigara sattiriyorlardi. Ben de orada yer aldim. O süreçte hiç haberim olmadan, bilgim olmadan beni alip Sagmalcilar’a attilar. Bir uyusturucu bulundurma olayindan ki öyle bir adres de yoktu. Öyle basladi. Yani ben Istanbul’a okumaya geldikten sonra sigara kaçakçiligiyla tanistim, ....sigarayi bizler satardik, sattirirdik, gümrükçüler içeriye getirirlerdi. O gümrükçüler de içerdi o sigarayi açiktan ve net olarak, yakalayan polisler de içiyordu, ceza veren hakim ve savcilar da içiyordu. Yakalananlari islah etmekle görevli olan cezaevi yetkilileri de içiyorlardi. Biz de cezalandiriliyorduk, yani herkesin yaptigi suçun cezasini da biz çekiyorduk. Uyusturucu olayi da onun bir gelismisligi olarak...

-Diyarbakir’dan Istanbul’a okumak için gelmissiniz is ariyorsunuz. Karsiniza çikan insanlar “Okuyup da ne yapacaksin? Vali olsan kaç para maas alacaksin ki” diyorlar benim gibi yüzlercesine, binlercesine, “iste bu yol var, burada para var, kirk tane vali senin kazandigini kazanamaz” seklinde ikna ediyorlar. Tabii gelismemis beyin, çocuk beyni, çocuk akli, neyin dogru neyin yanlis oldugunu bilemiyorsunuz. Bunu size söyleyen bir polis sefi, bir ögretmense, akli basinda kravatli bir insansa inaniyorsunuz dogal olarak. Bizim de öyle oldu, öyle basladi.

-Ondan sonra alip bizi kullandilar, adimizi kullandilar. Tabii sürekli olarak bizimle beraber is yapan insanlar konusuyorlar, nasil düsündügümü görüyorlar. Mesela bir zamanlar toplantilar oluyordu bu konularla ilgili, “Islami Cihad” adiyla bu isi yapmamiz gerektigini, dünyaya Islamiyet’i kabul ettirmemiz gerektigini söylüyorlardi.

-Türkiye'de kumar oynatanlar, fuhus isi yapanlar, hirsizlik yapanlar, uyusturucu kaçiranlar gibi karakollara ilgili emniyet birimlerine subelere rüsvet verirler, bu emniyet müdürlerine ve daha üst makamlara yansir. Benim verdiklerimin banka numaralari var. Verebilirim. Halen Emniyette üst düzeyde olan sahislar var, getirtip konustururum...

-Ben o zaman Sükrü Balci’yla görüsüyordum. Istanbul Emniyet Müdürüydü. Narkotik Sube Müdürü, Müdür muavini ve ekipler amiriyle görüsüyordum. Onlar bana diyordu kiminle görüs, kiminle ne yap. Mesela o zaman bana emniyet yetkilileri gelir bir telefon numarasi verirlerdi. Hollanda’dan, Almanya’dan onlari ara “Ben Hüseyin Baybasin’im” de, “Sizi yakarim, keserim, parayi verin” de derlerdi. Ben de yapiyordum.

-O askeri dönemde, Kadiköy Selamiçesme’de Bal Mahmut’un kurdugu Colin’s klüpte oturmamiz isteniyordu bizden. Zamanin Istanbul Emniyet Müdürü Sükrü Balci’nin talimatiyla orada oturmamiz isteniyordu. Uyusturucuyla ilgili olarak dönemin Narkotik Sube Müdürü Ahmet ile görüsmemiz isteniyordu. Bizimkiler onlardan, onlarin isleri de bizden gizli olsun isteniyordu. Emniyet Müdürleri yol gösterirlerdi, o gece nerede oturmamizin daha uygun olacagini, hangi bölgeye gitmememiz gerektigini, hangi bölgeye tasinmamamiz gerektigini hep söylerlerdi.

-Sevkiyat isine biz karismiyorduk kesinlikle. Yalniz, geldigi zaman indirilirken, o iyi mi kötü mü diye kesinlikle belirlerken, ya da Hollanda’ya 100 gidecek, Ispanya’ya 200 gidecek, suraya 50 gidecek. Bunlari kim ayiracak, ona telefon aç, geliyor karsila, bunlari söylerlerdi, ama sevkiyata biz kesinlikle karismiyorduk. Simdi çok isimler var, halen görevde olan yetkililer var ve benim halen bu görevlilerle iliskilerim var. Ben bunlarin halen verdikleri bilgilerle yasayabiliyorum, verdikleri destekle rahat yasayabiliyorum, en azindan bir çok istedigim insana da yardimci olabiliyorum. Bunlar halen Türkiye’de belirleyici...

-Geçmiste olumsuz çalismalar içinde oldum. Para kazanmak için bunu yaptim. Yakalandim, Ingiltere'de cezaevinde yattim. O Ingiltere’de yattigim olay benim suçlu oldum bir olay degildi. Ama onun yüz bin kati suç islemistim ben hayatimda. Kendimi korumak gibi bir düsünce içinde degilim. O olayda gerçekten bir ilgim yoktu. Beni o olayda cezalandirmak istediler. Komplo yaptilar içeri düsürdüler. Çünkü tercümanlik yapan, soförlük yapan insanlar hep askeriyeden gelme insanlardi. Adlari var bende, halen yasiyorlar. Askerlik okulundan mezun olmus, bir süre subaylik yapmis, ondan sonra da ayrilmis. Mesela emniyetin belirli bir düzeyine kadar gelmis, narkotik sube müdürlügüne, amirligine geldigi zaman ayrilmis, bu isi yapiyor, bunun yönetiminde yer aliyor, bu tür insanlardi benimle beraber olanlar
(Baybasin Ingiltere'de Necdet Yilmaz sahte ismiyle cezaevinde yatarken Türkiye'de bir askeri hastaneden çürük raporu alip, askerlik subesine gönderebiliyordu. Radikal -12 Kasim 1996, Gazete Pazar -26 Ocak 1997)

-Yüksekova’da askeri arabayla bir mal getirilmisti. Biz gittik bunun devrini görmeye. 1981’deydi bu ve o zaman askeri araba disinda bir arabanin uyusturucu getirmesi mümkün degildi. Ocak ya da Subat ayiydi. Tatvan, Bitlis, Mus üçgeninde malin bir askeri arabadan bir baskasina geçmesini görmeye gitmistik. Çünkü onun plakasi oraya kadar, görevi oraya kadar, digerlerinin de bizim istedigimiz yere kadar gelmesi lazim. O devir süresinde benim Ford Consul bir arabam vardi. Dondu mu ne oldu, lambalar, dörtlü sinyaller, fren lambasi hepsi birden bire yanip sönüyor. Bunlar beni Amerikan ajani sanip ürkmeye basladilar. Ben anlatamiyorum, bilmiyorum da donmus oldugunu, yanip sönüyor. O zaman komutanlar, askerler, sivil giyimliler kosup yetistiler kablolari söktüler. Bana hemen baska bir araba verdiler. Benim arabami da sonra Mus’ ta bir yere biraktilar, anahtarlarini da üstüne biraktilar. Ve sonra telefonumu aradilar. “Araban surada git al” oradaki hiçbiri benim adimi sormadi, bende adlarini sormazdim.

-Iran’in hududundan bunun Istanbul’a kadar oradaki idarecilerin, yöneticilerin izni olmadan gelmesi mümkün degil. Fiilen mümkün degil. Çünkü gerçekten etten bir duvar var orda. Bütün yollarda kontrol var. Bir silahi, bir kaseti bile geçiremezsiniz. Gidin bunu deneyin, cebinize koyun bir oyuncak silah, onu göstermeden gelebilecek misiniz? Kaldi ki tonlarca uyusturucunun oradaki yöneticilerin izni ve destegi olmadan gelmesi mümkün degil. Huduttan geçmesi mümkün degil birincisi, ikinci huduttan Istanbul’a tasinmasi mümkün degil.

-Uyusturucularin imal edildigi maddeler, malzemeler var; onlarin hepsi devlet lisansiyla getiriliyor. Pisiriliyor, kaynatiliyor filan. Mesela bir ton uyusturucu için iki ton su isteniyor, üç, dört ton aseton isteniyor, eter isteniyor, tonlarca karbonat isteniyor. Bunlari Türkiye’ye kimse gizlice getirmiyor ki!

-MHP Senatörü Bayram 146 kg. uyusturucu ile Fransa'da yakalandi. Bu sahis Manisa Milletvekili Sami Bilici’nin ortagi oldugunu söylemisti. Ayrica benimle uyusturucu isi yapan Milletvekilleri vardi.

-Benim aktif oldugum dönemde Askeri Yargitay Baskani olan Ilhan Senel pasayla benim yakin dostlugum, arkadasligim vardi. O arardi, günlük olarak bana rapor verirdi. Ankara’da ne olup bittigini söylerdi. ...Istanbul’dan Ümit Bagbek diye isim verdi, bir sey oldugunda onunla konus dedi.

-Ben Ingiltere'den geldigim zaman amcami içeriye almislardi ve müebbet hapis cezasi vermislerdi. Yasli ve hastaydi. 1989 yiliydi ve ben bu Ilhan Senel’e gittim 'Ne yaparsan yap, amcami bana ver' dedim. Sag olsun istegimizi kirmadi. ...Tek tek memnun ettik; kimisine araba aldik, kimisine ev, kimisinin de sevgilisinin evini dösettik. Sonunda hiç itiraz hakki kalmamis dosyayi tekrar ele aldilar ve amcamin 1991 baslarinda serbest kalmasini sagladilar. Ben de Ilhan Senel’e Balikesir Erdek'te, Sogukoluk beldesinde bulunan bes katli evimi verdim. Benim adimdan karisinin adina devroldu. Inanmayan varsa gider tapu kayitlarina bakar.
(Ilhan Senel, ünlü Lockheed rüsvet yolsuzlugu sorusturmasi sirasinda Genelkurmay Askeri Savcisiydi. Sorusturma neticesinde, kovusturmaya yer olmadigina karar verdi. Savci Dogan Öz’ün öldürülmesi olayinda Ibrahim Çiftçi’nin beraatini saglayan Askeri Yargitay kararinda da Ilhan Senel’in imzasi vardi. - Atin)

-Kenan Evren Genelkurmay Baskanligi sirasinda amcama misafir olmus, evinde yemek yemis. Turgut Sunalp kendisine silah hediye ediyor. Mesela 7. Kolordu Komutaniyla muhatap olur benim amcam Mehmet Serif Baybasin. O dönemde emniyet müdürüyle görüsürdü. ...Demek istedigim amcam o insanlarla bütünken saygin bir asiret reisidir, köy agasidir, beyefendidir, ama ...

-Bir keresinde Ümit Bagbek telefon açiyor Ilhan Pasa’ya -saygi duydugum birisidir, kendisinin de o sistem içinde yapabilecegi fazla bir sey yok.- ve diyor ki “Hüseyin’e söyle ya Istanbul’dan çiksin, ya da kaldigi yerde kendisini çok iyi korusun.”

-Bundan birkaç gün sonra Diyarbakirlilar Gecesi’nden sonra ben saldiriya ugruyorum. Iki defa fiili saldiriya maruz kaldim. Ilkinde Çakil Gazinosunda düzenlenen Diyarbakir Yardimlasma ve Dayanisma Gecesi sonrasinda saldiriya ugradim. Arabanin kursun geçirmez oldugunu bilmiyorlardi. Bundan dolayi kurtuldum Bu saldirida karsilik vermemiz nedeniyle 3 polis yaralandi. Üç insan yaralaniyor ve ertesi gün ögreniyoruz ki üçü de polismis. Terörle Mücadele Subesinde polis memuruymus. Digerinde ise önceden saldiri olacagini haber aldik. Basaramadilar. Sene 1991 olmasi gerek. Bunu çikarabilirim, çünkü biz gece düzenlemistik. Mehmet Agar basta olmak üzere bir dizi üst düzey devlet yetkilisi o gece bizim konugumuzdur. Mehmet Agar Diyarbakirli degil, bizim iliskilerimizden dolayi konugumuz olmustur. Ümit Bagbek nereden biliyordu kendimi korumam gerektigini, öldürülecegimi? Bir diger grup benim ölmemi istiyor, bunlar da benim yasamami istiyorlar. Iliskiler burada çarpisiyor
(Hem davete katilip, hem de davet sahibine pusu kurmak tam Agar’a yakisir bir tarz - Atin).

-O görüsmeler bir sey saglamiyor, ben o zaman telefonlara maruz kaliyorum. Telefon açiyor birileri, küfrediyor, “Seni yasatmayiz, öldürürüz, burasi Türkiye’dir, burada biz ne dersek o yapilir” filan. Ben gidip sikayet ediyorum. ...En son bir yarar saglayamadik. ....Mustafa Akyüz olmasi lazim, benim emniyetten tanidigim bir insan var. Yardim istedim. Bununla beraber postahaneden bir insanla görüstük. Ataköy Postahanesi’nde santralci bir arkadas, bana bir kod numarasi verdi. O Mustafa Akyüz de Diyarbakir’da kaldiginda bizim aileden destek görmüs bir insan. Istanbul’da o zaman polislerin saldiriya ugramasi söz konusuydu. Bazen ona destek veriyorduk. Bizi taniyor, bizim görüslerimizi de paylasiyor, insan olarak. Olamayacagini da iyi biliyor içinde yasadigi için. Bazi seylere biz gitmiyoruz, mesela bilmem ne toplantisi oluyor, biz ne olup bittigini biliyoruz; bizi ilgilendiren bölümü anlatiliyor, onu biliyoruz. Postahanedeki arkadas kod numarasi verdi. Onun da adi Mustafa olmasi lazim hatirladigim kadariyla; ya Tekirdagli, ya Kirklarelili, Ülkü Ocaklari Baskanligi yapmis. ... Bana telefon geldigi zaman önce kodluyorum, ondan sonra açiyorum. Birisi Marmara Ereglisi Belediye Baskanligi, tespit ettik. Bir digeri ülkücü diye geçinen bir serserinin kaldigi fahisenin evi; Adapazari’nda, soyu Kambur, bir vatandasin mobil telefonu; Kadiköy’de bir emniyet müdürünün nenesi oturuyor, onun telefonunu tespit ettik. Buralardan araniyoruz. Bu numaralari postahanedeki o arkadas bize verdi. Aslinda biz bilinçsiz davrandik, onlari tek tek gidip almaliydik, o evi kontrol etmeliydik; yapabilirdik. Önce yapmadik, bunlari aradik, dedik ki “Böyle böyle sizin evinizden biz arandik, böyle tehditler geldi bize. “Üçüncü günü, bu emniyet müdürü arkadasi, o postahanedeki arkadas aramis, hemen görüsmemiz lazim diye. Bu vatandas da beni bir is adami olarak taniyor, bu tür olaylari filan bilmiyor. “Benim size verdigim kod PKK’nin telefonunda kullanilmis. Bunu nasil yaptiniz?” diye adam bagiriyor, yirtiniyor. ... Bu adam ondan sonra bize yardimci olmadi.

-En son Mustafa Bey dedigim Emniyet Müdürü arkadas, gece nöbetçi müdür, güvenlik nedeniyle kendi arabasiyla dolasmak istemiyor, benim arabamla dolasiyor. Beni evime birakip, daha sonra arabamla gece görevlerini yapacaklar. Florya’daki evimin karsisinda insaat var, çikis yok. Orda çikis olmadigini dört bes gün önce orayi kontrol etmis olanlar bilir ancak, herkes bilmez. Kapinin önünde durduk. Inerken beyaz bir Renault içinde üç kisi gördüm. Mustafa Bey de indi, elinde telsiz var. Herhalde Müdür oldugunu da tanidilar, bildiler. Sasirdilar onlar tabii. Aslinda onlar bize silah sikacaklardi. “Müdürüm biz geçecektik, sizi görünce bir emriniz var mi diye durduk” dediler. O da “yok yavrum, sag olun, buyurun geçin” dedi. Derken onlar geri dönmeye basladilar, çok dar bir sokak. O zaman Mustafa Bey’e “Burada geçis yok ki, insaat nedeniyle kapali” dedim. O zaman durakladi, “Niye geçiyorduk dediler o zaman” diye sordu. O gece göreve gitmedi, gitti kimlerle görüstü bilmiyorum, sonra bana “Daha dikkatli davran, çok ciddi bir sorunla karsi karsiyayiz, buralarda pek görünme” dedi.

-Benim yaptigim kötü islerin 100 bin katini Mehmet AGAR yapti. Kendisi ile çalismak istemedigim için hedef oldum. Agar’i 1976'dan beri tanirim. Bakin, Mehmet Agar'in babasi polis emeklisidir. Dayisi Yalçin'in hiçbir serveti yoktu. Simdi ise arastirilsin Mehmet Agar ve ailesinin serveti nereden geliyor? Mehmet Agar, bütün servetini açiklasin. Kardesi Yunus Agar, Mehmet Agar'in dayisi Yalçin Akçadag petrol ticareti yapiyor. Kaçak petrol ticareti görünümünde ancak uyusturucu kaçakçiligina karisiyorlar. Marina açiklarina demir atan bu gemileri kimse arayamazdi, çünkü kime ait oldugunu biliyorlardi. Gemilere mal yükleme islemi genellikle Lübnan çikisinda gerçeklesiyordu. Gemiye çuvallarla doldurulurdu. Çuvallarin üzerinde Arapça yazi yazardi, ancak biz bunun esrar mi eroin mi oldugunu bilirdik. Polis de orada geminin oldugu yeri kesecek sekilde nöbet bekliyordu ve gemiye yaklasan olmamasina dikkat ediyordu. Buna defalarca sahit oldum. Süleyman Basgör de oradaydi, o dönemde Emniyet Müdürlügü yapiyordu, defalarca benim gördüklerimi o da gördü.

-1983 -1984'te Mehmet Agar'a bizzat kendim elden rüsvet verdim. Her seferinde arabalar gelirdi, paylari alirlardi. Kardesi Yunus'u taniyorum. Dayisinin oglunu taniyorum. Bunlari belgelemek için 10 tane sahit getiririm.

-Bana kimlik veren bizzat Mehmet Agar'in kendisidir. Benim elime kaç kez Mehmet Agar'in kendisi verdi pasaportu, ...ama benim size anlattigim dönemlerde 1983'lerde Istanbul'da en üst Sükrü Balci'ydi. Balci, Agar'a söylerdi, o da bize getirirdi. Bir dönemde Istanbul'da yakalanmistim. Yakalanmistim derken Harika Avci'nin evinde kardesine silah sikilmisti. Onun erkek kardesi ayagindan yaralanmisti. Sözde sikan Diyarbakirliymis. Hüseyin bunu bilmelidir, Hüseyin bunun hesabini vermelidir diye gelip beni almislar. Halbuki Agar Istanbul Emniyet Müdürü. Onunla anlasmamiz var. Benimle ilgili bir sey olursa Agar önce benimle konusacak. Ondan sonra ben ne yapilmasi gerektigini ondan dinleyecegim. Bir olay oldugu zaman da bana çagri cihazini vermis. Özel çagri cihazi. Onunla haber edecegim.
(Mehmet Agar’in uyusturucu tacirleri ile iliskisi iddiasi yeni bir konu degildir. 16. 5 agustos 1985 tarihinde Milano’da Bülent Gökben, Mehmet Serdar Alpan, Fikri Pahparoglu, Fahrettin Özdemir isimli sahislar 10 kilo 230 gram eroinle yakalanmislardir. Italya Polisi, yakalananlarin üzerinde bulunan telefon numaralari meyaninda Istanbul….ve …..telefonlarini vermislerdir. Emniyet Kaçakçilik Daire Baskanligi, bu telefonlarin nerelere ait oldugunu Istanbul Emniyet Müdürlügü’nden sormus, Istanbul Emniyet Müdürlügü ise genel bir cevap ile olayi geçistirmistir. Esasinda her iki telefon da Istanbul Emniyet Müdür Yardimcisi Mehmet Agar’in makam telefonlaridir. (Sirkeci ve Gayrettepe’deki). Mehmet Agar’i bu telefonlardan arayanlardan bir diger sahis ise Londra…. nolu telefonda bulunan Halil Peril’dir. Kulüpçülük ve uyusturucu kaçakçiligi yapan Halil Peril, Kibris’ta Con Aziz adiyla bilinen yeralti dünyasina mensup Aziz Mehmet Kent’in adamidir ve Of’lu Osman (Osman Cevahiroglu) ile irtibatlidir. - 1987 tarihli (MIT Raporu) Banker Bako Olayi, Polis Içindeki Çekisme ve Yeralti - Polis - Kamu Görevlileri Iliskileri isimli rapordan - Atin)

-Nedim Özer (Yüksel), Mehmet Agar, Hulusi Sayin ve ben Florya'da Beyti'de yemek yedik. Daha sonra Hulusi Sayin öldürüldü. Korumalari 2 saatligine izinliymis.

-Süleyman Basgör’ü çok iyi tanirim. Fransa’ya gidiyor bu adam, çocugu orda hasta, biz yardim ediyoruz kendisine. O da Klüp 12’ye çagiriyor. Ona da ayni seyleri söyledim. Dedi ki Süleyman’in kendisi bana, viski içiyoruz, sabaha karsi, oranin sahibi de var, bir baska arkadas da var bizimle oturuyor: “Sen niye bizden uzak duruyorsun? Halbuki sen asiret reisisin.” Bu asiret reisi olayini da onlar çikarmis. Benim kimligimi bilen insan o “baba” kelimesinden tiksindigimi bilir, onun için ya asiret reisi diyorlar... “Sen farkli bir insansin –isimler sayarak- seni severiz, bunlara benzemiyorsun. Bizimle görüs, çalis isbirligi yap. Zor durumda kalmani istemiyoruz” diyor. Halbuki ona talimat vermisler; göremiyor, düsünemiyor. Isim sayiyor; “Tek tek bunlari getirecegim, entari giydirecegim, iskence yapacagim” diyor. “Niye” diye soruyorum. “Iste meshur olmuslar ya” diyor. ....

-Süleyman Basgör cinayet masasi müdürüydü o zaman. Sonunda anlasamiyoruz., bana “Sana söylüyorum, çok kisa zamanda Osman Ayanoglu öldürülecek” diyor. “Osman Ayanoglu’nu Kürsat Yilmaz öldürecek” diyor. Ayni kelimesi bu Süleyman Basgör’ün ve “ihalesi sana kalacak diyor. Ben Kürsat Yilmaz’i tanimiyorum. Oranin sahibesi, bir de benim arkadasim tanik.

-Sepetçiler Kasri’nda basin toplantisi vardi. Ismet Sezgin’le (Zamanin Içisleri Bakani) beraberdik. Orda ve havaalanina beraber gittik, biz ugurladik Ismet Sezgin’i. O zaman Kozakçioglu’nun korumalariyla da biz sohbet ettik. Onlar da biliyorlardi bana yapilan pislikleri; herkes biliyordu yani. Biz bunlari Necdet Menzir’e, Hayrettin Kozakçioglu’na ve Ismet Sezgin’e anlattiktan sonra, “Süleyman Basgör böyle diyor, Fuat Bolat böyle yapiyor” diye tek tek anlattigimiz halde yine Osman Ayanoglu öldürüldü, olayin faili orda yakalandi, üç-dört gün sonra bu Kürsat Yilmaz’in adi çikti olayin ardindan. Bütün bunlara ragmen üç-dört gün sonra Sari Celal denilen adam dört tane gazeteciyi çagiriyor –bunlardan biri benimle görüstü, o bize söyledi- onlara “Hüseyin Baybasin öldürttü diye yazin” diyor. Gazeteci “Biz de yazdik” diyor, onun açiklamasina dayanarak yazmislar. ...

-Ugur Mumcu ile bir telefon görüsmemiz olmustu. Bu olaylari arastiriyordu, ben de kendisine isimler saymistim. Yardimci olmami istemisti, ben de olacagimi söylemistim. Öldürülmesinden kisa bir süre önce, 15-20 gün önce. O zaman olayin sicakligi da vardi, sizlerle konustuklarimin bir özetini anlattim. Özellikle Tugrul Türkes’le görüsmelerimi sordu. Söyledim. Azerbeycan’da neler gördüm, nelerle karsilastim. Bunlari anlattim. “Ben oraya gidersem bunlari görebilir miyim?” dedi. “Görebilirsin. Benim gördügümü sen de görürsün. Gösteririm, bunu saglarim” demistim.

-Sevket Çubuk, o Lucky-S denen geminin sahibidir. Ayrica orda yakalanan kaptanda babasidir. Onlar petrol kaçakçiligi yaparlardi ve Sevket’in yapmamak gibi bir sansi da yoktu, yapacaksin diyorlardi. O da yapiyordu. Mehmet Agar da bunlari çok iyi biliyor. Kendisinin bildigini de çok iyi biliyorum. Ayrica Mehmet Agar’in dayisinin mi, halasinin mi oglu var, Yalçin Akçadag herhalde. O da ortakti belli süre. ...Bu parayi piyasaya sürdüklerini biliyorum (Sahte para konusu). Bana nasil süreriz diye sormuslardi. Yüzde 30’a teklif etmislerdi. 1991’in sonlari, 92’nin ilk aylari filan. Ondan sonra yakalandilar, ama yalnizca Sevket Çubuk yargilandi. Herkes biliyordu bunu. Para kazandiracak her seyi yapiyorlardi yani. Azerbeycan’da benim oldugum dönemde, o zamanin Içisleri Bakani’na bagli olarak ellerinde kocaman silahlarla haraç aliyorlardi. (Kaçak petrol konusunda) Çubuk’u kullaniyorlardi. Murat Kalkavan vardi, Ayanoglu’nun gemileri hep yapardi.

-Lucky-S gemisine mal yükleyen Sehmus Das'ti... Mali alip yükledi. Sehmus Das'i ve Osman Ayanoglu'nu faaliyeti bildikleri için öldürdüler...

-Beni suçlayan insanlar, bana yaptiklari suçlamalarin bin kat daha ilerisinde is yapiyorlar, her gün yapiyorlar.

-Uyusturucu kaçakçiligiyla Türkiye’nin bir çok yerinde yatirim yaptilar. Yahya Demirel Kibris’ta banka kurdu diyoruz, bar bar da bagiriyoruz, kimsenin umurunda degil. Türkiye’nin en büyük aileleri bugün uyusturucu kaçakçiliginda yer almislardir, yöneten büyükleri yer almistir.

-Yahya Demirel hala kokain içmeden yasayamaz. Gidin, görün. Bir kere Türkiye’de kokain bulmak için bir kokainciyle isbirligi içinde olmasi lazim. Ayrica bu adam Kibris’ta bir banka kuruyor. Bu adamin bu parayi nereden getirdigini sormalari gerekir, sormuyorlar çünkü biliyorlar nereden getirdigini. ..Behçet’in yazihanesinde oturuyordu hep. Bankayi kurmak için aktarilan, transfer edilen para uyusturucu parasidir.

-Cavit Çaglar'in yaptigi kaçakçilik ve yasak is benden fazla. Fakat O Bursali ... Ona bir sey olmuyor.

-Behçet CANTÜRK akrabamdi. Behçet Cantürk'ün bürosuna eski Istanbul Narkotik Sube Müdürü, yeni Istanbul Emniyet Müdür Yardimcisi Mestan Sener, Yahya Demirel'e verilmek üzere 200 gr. kokain göndermisti. Yahya Demirel de bürodaydi.

-Behçet Cantürk’ü de öldürdügüm iddiasi gazetelerde, televizyonlarda manset oldu. Onu söyledikleri zaman benimle Behçet’in ailesini birbirlerine düsüreceklerdi. Plan buydu ama tutmadi.

-Telefonum dinleniyordu. Sonra da bunlarin bir kopyasi bana geliyordu. Iliskilerim vardi.

-Alaattin Çakici ile sahsi tanisikligim yok. Çok önce bir kere 2. Sube nezaretinde karsilastik. Mehmet Agar sube müdürüydü. Metin Ömeroglu da müdür muaviniydi. Beni neden götürmüslerdi bilemiyorum. Çakici’yla birlikte baskalari da vardi. O gece polisler geldi esrarli sigara sardi, o da içti. Bir keresinde de bir yerde yemek yiyoruz, almislar çalgicilari saçma sapan müzik çaldiriyorlar. Alaattin Çakici, Enis Karaduman, bir de Ugur Kiliç. Kizdik tabii. Terbiyesizce yasamalarini her tarafa sokmamalarini söyledim. Ikisi de bir cevap vermedi, bir tek kizcagiz dedi ki “Burada bir bayan oturuyor.” Bir keresinde de bir polis memuru onun adini kullanarak bazi tehditlerde bulunmustu. O da Atilla Ardali’nin yazihanesinde, onun önünde, kendisinin bir alakasi olmadigini söyledi. Atilla Ardali, Hamdi Ardali’nin (Eski Istanbul Emniyet Müdürü) oglu, Avukat.

-Benim PKK’ya yakinligimin ötesinde ben PKK’dan tiksinirim. PKK nedir diye, Türkiye’den çiktiktan sonra tanimaya çalistim üç senedir. Insanlariyla yetkilileriyle görüstüm, kitaplarini okudum, onlarin kongre kararlarini okudum ve ben o anlayisi kesinlikle reddediyorum. Ben öyle bir yasam tarzini yasayamam, Öyle bir sistemde yasayamam. Ben onlarin dayattigi bir düzende yasamak istemiyorum, yasamayacagim da.



Evet bunlari söylüyor Hüseyin Baybasin televizyon ve gazetelere verdigi beyanatlarinda. Ve son olarak da PKK ile bir irtibati yokmus gibi “PKK’dan tiksinirim” diyebiliyor. Halbuki PKK’nin yayin organi MED TV’ye büyük ölçüde finansmani saglayan kisi oldugu gibi, PKK üst düzey yöneticileri ve Abdullah Öcalan ile bire bir temas kurabilecek kadar yakin iliskiler içinde oldugu biliniyor. PKK’nin Rusya’daki temsilcisi ile samimi. Isviçre’de yasayan ve Kürt faaliyetlerinde önemli bir isim olan Zerruh Vakifahmetoglu ve arkadaslari ile toplantilar düzenliyor. Ingiltere’de Ingiliz vatandasi bazi kisilerle yakin irtibati var.

Yazinin basinda Baybasin ailesinden soyadini degistiren Naif Yavuztürk’ün, Mart 2001’de 105 kilo eroininin yakalandigini belirtmistik.

Yazimizi bitirirken, Hüseyin Baybasin’in bir yakini ile özel konusmasina yer vererek, onun vatandasligini tasidigi Türkler ve soyadini degistirerek Yavuztürk yapan akrabasi Naif için ne düsündügüne bir bakalim (Not: Baybasin’in konusmasi sansürlenmeden oldugu gibi verilmistir.);

“Allah bizim akrabamizdir, sag olsun sahip çikiyor her yönüyle çikiyor Allah’a sükür.

Sen teslim oldugun zaman esirsin, esir hayati yasamayi kabul edeceksin, savastigin sürece de hep üsttesin.

Ulan desenize Kürt oldugumuz içindir, Türklerin anasini avradini esek siksin dedigimiz içindir. Desenize Türklerin o pis köpek resimlerini boynumuza asmadigimiz içindir, desenize. Niye benden dolayi olsun?

Kardesim simdi Kürt olmanin bir özelligi var. Kürt olmanin verdigi özelligin sikintilari var. Onu niye kabul etmiyorsunuz ya? Niye bu Türk pezevenklerini yok etmek için bir adim atmiyorsunuz yani niye? Onu yapmadiginiz sürece esir degil misiniz, dünya sizin olsa ne boka yarar yani.

Yani bu kavatlara niye böyle demiyorsun? Niye onun durumunun da bundan oldugunu söylemiyorsun? Benden dolayiymis niye benden dolayi?

Ben mi onu dogurdum Kürt olarak? Kavata ben mi dedim git soyadini degistir Türklere yakin olmak için?

Boyun egmek esirligi kabul etmek demek olmuyor mu? Serefsiz herif. Adam da bir kan olur. Adam gibi olur. Iki-üç tane kisi bir ailede kendini siktirmisse bir sey olmaz mi demek istiyorsun bana?

Ha kendini o Türklere siktirmis ha soyadini Yavuztürk yaptirmis ne fark eder. Onun kisiligi belli oluyor burada, yani tabii ki çikar ortaya.

Sen öldürdügün sürece yasarsin, sen öldürmedigin zaman onlar seni öldürürler. Ben de analarini sikecegim, öldürecegim yasamak için her gün, öldürecegim pezevenkleri.

O fahise Türk milletini topraklarimizdan kovmak için insan yetistiriyoruz insan, hayvan degil insan. Onlar insan olamadi hayvan oldular. Ülkemizi kurtaracagiz o kahpelerden.”


Ne diyor acaba simdi onunla isbirligi yapip, ondan rüsvet alanlar...?

Evet, gazete haberlerine göre Hollanda hapishanelerinde bunalan Hüseyin Baybasin de Türkiye’ye dönmeyi arzu ediyormus.


Neden acaba...?




FastCounter

 

Hit Counter

  Anadolu Türk İnterneti

 

Güncelleştirme : 2013-05-11