Header $articleheadline_he$ "ArticleHeadline" Detay Sayfa Header

 

 

     

 

 

 
2013-05-11

Detay Sayfa

Tüm Dosyaların Listesi

News Database Template Page Example

Türkiye'yi Kim İdare Ediyor?

2/7/2002 - 02:33 - AtinYorumlar Bu Yazıyı Bir Tanıdığına Yolla Bu Yazıyı Yazdır  

      

Türkiye’de bir takım operasyonlarla sermaye el değiştiriyor. Köklü kuruluşlar ufaltılırken, bir takım nereden çıktığı belli olmayan yeni zenginler gittikçe güçlü hale getiriliyor.

Yakın tarihte BDDK (Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu), Mehmet Emin Karamehmet’in sahibi olduğu Pamukbank’a el koydu ve Pamukbank TMSF’ye (Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu) devredildi. Karamehmet hakkında yurtdışına çıkış yasağı konulurken malvarlıklarına da ihtiyati tedbir getirildi.

Mehmet Emin Karamehmet başarılı, mütevazi, çalışkan, devlet adamlarına saygılı bir iş adamı.

O, köklü, Türkiye’nin ilk sanayicileri arasında sayılabilecek bir aileden gelme. Eski bir bankacı. Türkiye’nin neredeyse üçte birine yakın bütçesine sahip, dev şirketlerin patronu.

Mehmet Emin Karamehmet 1 Nisan 1944 tarihinde Mersin’in Tarsus ilçesinde doğdu.

İstanbul’da Robert Kolej’de eğitim gördükten sonra İngiltere’de Dover Kolej’de ekonomi eğitimi aldı.

İlk şahsi şirketini 1966 yılında kuran Mehmet Emin Karamehmet, tarım ve sanayi kökenli Karamehmet ailesinden ve ailenin üçüncü kuşağı.

Türk sanayiine Eliyeşil ailesi ile birlikte Çukurova Sanayi İşletmelerini kurarak giren Karamehmet ailesi, bölgede gayrimüslimlerden sonra sanayiye adım atan ilk Türk ailesi olarak biliniyor.

1980’li yıllarda Yapı Kredi, Pamukbank ve İnterbank’ın ve çok sayıda şirketin sahibi konumuna gelen Karamehmet ailesi bu gelişmelerle birlikte büyük bir mali güce de sahip oldu.

Grup, çelik üretiminden deterjana kadar her alanda üretim yapmaya başladı. 1980’li yıllarla birlikte dış ticarete ağırlık veren Çukurova Grubu, bu tarihlerde New York ve Cenevre’de de ilk yurtdışı şirketlerini kurdu.

Yapı Kredi Bankası, Pamukbank’ın yanı sıra, Caterpiller mümessilliği ve Turkcell, Show TV ve Akşam gazetesi Karamehmet’in sahibi olduğu kuruluşlar.

Karamehmet, 1964’te Yapı Kredi’yi satın aldı. Yapı Kredi, Uluslararası Endüstri ve Ticaret Bankası’nın (İnterbank) da sahibi olduğu için, bir anda iki bankası oldu.

1973’te ise Pamukbank’ı satın alan Karamehmet, İnterbank’ı Cavit Çağlar’a sattı.

Karamehmet’in yöneticilerinden üçü, Erol Aksoy, Hüsnü Özyeğin ve İbrahim Betil de daha sonra kendi bankalarının sahibi oldular.

Amerika Taliban'ı ekonomik olarak çökertmeye karar verir.Yıl 1978. 5 Ocak 1978’de üçüncü hükümetini kuran Ecevit yine iktidarda.

Ekonomi yine felç halinde. 1977 yılına kadar gelirler bir ölçüde zamları karşılayabilirken, halkın gelirleri düşmeye başlamış.

Bir yandan işsizlik, bir yandan zamlar halkın belini büküyor. Milyarlarca dolar borç, batma noktasına gelmiş bankalar, zararları milyarları aşan kamu kuruluşları. Kaçakçılık, spekülasyon, karaborsa had safhada. Terör almış başını gidiyor. Devletin kasası boşalmış.

Türkiye Cumhuriyeti 70 sente muhtaç hale gelmiş...

Ecevit Hükümeti tam bir çaresizlik içinde. Devalüasyon üzerine devalüasyon yapıyor. Dolar önce 25 liraya, sonra da 47 liraya çıkıyor. Başbakanın IMF dahil, borç bulmak için çaldığı kapılar, “sicili kötü bir tüccara” kapanır gibi yüzüne kapanıyor.

İş dünyası, hele, üretimi yurt dışından satın aldığı ham madde ve malzemeye bağlı kuruluşlar büyük bir sıkıntı içinde. Yabancılar Türkiye Cumhuriyeti’nin garantisini kale almıyor.

İşte bu, Türkiye’nin batma noktasına geldiği noktada, Ecevit iş adamlarına “herkes başının çaresine baksın” diyor.

Ve herkes başının çaresine bakıyor...

Türkiye’nin en saygın kuruluşları, yaşamlarını devam ettirebilmek için, karaborsadan döviz toplayıp, yurt dışından çantalar içinde “ham madde”, “yedek parça” ve “malzeme” getirerek üretimi devam ettirmeye çalışıyorlar.

Yani basiretsiz yönetimler nedeniyle legal yollar kapandığı için, iş adamları kanunsuz yola, kaçakçılığa itiliyor.

Neticede, 12 Kasım 1979’a kadar süren Ecevit Hükümeti’nin düşmesi üzerine yerine Demirel hükümeti kuruldu.

Bu arada, Ecevit’in, “herkes başının çaresine baksın” formülü, iş adamlarından sadece Mehmet Emin Karamehmet’e ağır bir bedel ödetti.

1980’li yıllarda, ordunun yönetime el koymasının ardından Caterpillar iş makineleri ve yedek parçalarının usulsüz ithalatı ve altın kaçakçılığı iddiasıyla Mehmet Emin Karamehmet hakkında davalar açıldı.

Tahkikatı yürüten zamanın İstanbul Emniyet Mali Şube Müdürü Sadettin Tantan’dı

İç piyasada fiyatların düşmesinden yararlanılarak toplanan büyük miktarlarda altının, yasadışı yollardan yurtdışına çıkarıldığı, dövize çevrildiği ve ‘işçi dövizi’, ‘prefinansman döviz havaleleri’ adı altında Yapı Kredi, Pamukbank ve Uluslararası Dış Ticaret bankaları, aracılığıyla yurtiçine sokulduğu hakkındaki suçlamalardan bir netice çıkmadı.

Ancak “Caterpillar kaçakçılığı davası” ile ilgili olarak, İstanbul Sıkıyönetim 3 nolu Askeri Mahkemesi, 16 Nisan 1982 tarihinde, Mehmet Emin Karamehmet ve aynı davada yargılanan Osman Berkmen hakkında tutuklama kararı çıkarttı.

Bu dönemi, 2.5 yıl kadar yurt dışında geçiren Karamehmet, dönemin Başbakanı Turgut Özal’ın, yaptığı “ekonomik suça ekonomik ceza” öngören yasal düzenlemeler sonucu, hakkındaki davalar düşünce Türkiye’ye dönebildi.

Mehmet Emin Karamehmet'in ve Çukurova Grubu'nun ticari başarısında Turkcell'in hatırı sayılır yeri var. Turkcell, Türkiye'nin lider, Avrupa'nın en büyük üçüncü GSM cep telefonu operatörü.

Karamehmet, Turkcell işine, işadamı Murat Vargı’nın teklifi ile giriyor. Sabancı ve Koç tarafından geri çevrilen, ancak Karamehmet’e cazip gelen bu teklif, onu Türkiye’nin en değerli ve dünyanın en büyük pazarlarından birinin sahibi haline getiriyor.

Çoğunluğunu Çukurova Grubu'nun hisselerinin oluşturduğu Turkcell, 8 yıl içinde inanılması güç bir başarı göstererek, 12.7 milyon abone ve, 20 milyar dolar değeri ile ülkemizin en büyük özel şirketi haline geliyor, İMKB’nin yanı sıra New York Borsası’nda da halka açılıyor.

Turkcell, hisseleri New York Borsası'nda işlem gören tek Türk şirketi.

Mehmet Emin Karamehmet, hayatının ikinci büyük darbesini yine Ecevit’in başbakan olduğu bir devrede yedi.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından, üyelerinin bir kısmının muhalefetine rağmen alınan kararla, 18.06.2002 tarihinde Pamukbank’ın, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na devrine karar verildi.

Belirtildiğine göre BDDK, Pamukbank’ı kurtarmak için Çukurova grubu tarafından öne sürülen teklifleri dikkate bile almamış ve ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş’in isteği ve Başbakan Ecevit’in oluru ile operasyon tamamlanmış.

Nitekim Kemal Derviş, operasyondan sonra “sevindirici bir olay” diyerek hissiyatını açıkladı.

Pamukbank’a el konulmasında haklı bazı nedenler olabileceği gibi, bu konuda çıkan söylentileri de ciddi bir şekilde ele almak gerekir. Dikkat edilirse bu güne kadar hiç bir bankaya el konulmasına, Pamukbank’ta olduğu gibi tepkiler doğmamıştır.

Önemli bir söylenti, Pamukbank’ın Demirbank ve HSBC örneğinde olduğu gibi, yabancı sermayeye peşkeş çekileceğidir.

Diğer bir iddia, fon tarafından el konulan Pamukbank operasyonunun arkasında Çukurova'nın rakiplerinin olduğudur. Bu iddiaya göre el koyma, rakip sermaye grupları arasında yaşanan savaşın parçasıdır ve ana nedenlerinden biri, Çukurova Grubu'nun medyada güçlenmesinden duyulan rahatsızlıktır.

Diğer önemli bir iddia, Pamukbank operasyonu, Turkcell’i ele geçirme operasyonunun bir parçasıdır. Bu iddiaya göre Türkiye bir tehlikeyle karşı karşıyadır. Adına yabancı sermaye denilen bir takım gruplar haraç mezat Türk şirketlerini ele geçirmektedirler. Turkcell karlılığı ve etkinli açısından pek çok kişinin iştahını kabartan bir şirkettir. Bu bakımdan çok bilinçli bir şekilde Turkcell'i ele geçirmek için Pamukbank'a el konulmuş, bir takım çıkarcı çevrelerin isteği yerine getirilmiştir. Pamukbank'a el konulmasının ardında Turkcell vardır.

Evet, bunlar ciddi iddialardı ve sıradan kişiler tarafından söylenmiyordu.
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun, bu iddiaları doğrularcasına, alel acele Pamukbank'ın satışının başlatılmasına karar vermesi, soru işaretlerini daha da çoğalttı.

Pamukbank’a el konulmasının yanı sıra, Mehmet Emin Karamehmet’in tüm varlığına ve şirketlerine ihtiyati haciz getirilmesi ve yurt dışına çıkış yasağı konulması, çok yönlü ticari dış ilişkileri bulunan ve dünya çapında bir isme sahip bu iş adamına yapılabilecek en büyük darbedir.

Türkiye’nin üçte birine yakın bütçesi bulunan Çukurova grubunu batırmak veya zedelemek, zaten ekonomisi pamuk ipliğine bağlı olan Türkiye’ye sadece ve sadece büyük zararlar verir.

3 yıldır Ecevit’in başında bulunduğu 57.nci hükümet adeta sonu hüsranla bitecek bir macera filmi gibi.

DSP-MHP krizi, Devlet Bakanı Hikmet Uluğbay’ın intihar krizi, ,Öcalan krizi, Cumhurbaşkanlığı krizi, memurların işten çıkarılmalarını kolaylaştıran kanun hükmünde kararname krizi, Kasım ve 2001 Şubat ekonomik krizleri, Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller’in Yüce Divan krizi, Beyaz Enerji krizi, Bayındırlık Bakanlığında yolsuzluk krizi, Af Yasası krizi, piyasaları allak bullak eden MGK’daki yolsuzlukla mücadele krizi, Telekom krizi, idam cezalarının kaldırılması krizi, Kürtçe yayın krizi, Kıbrıs krizi, Avrupa Topluluğu krizi, Başbakanlık önünde protesto krizleri, Ecevit’in sağlık krizi gibi krizlerle dolu bir 3 yıl.

Gayri safi milli hasılayı 200 milyar dolardan 150 milyar dolara indiren, borçları 110 milyar dolardan 220 milyar dolara çıkaran, son 20 yılda faize 200 milyar dolar ödeyen Türkiye’yi, yüksek faizle borçlanmaya devam ederek düze çıkaracağını sanan müflis bir hükümet.


Bu Başbakanımız. Bu da Başbakandan sorumlu Devlet BakanımızYürümekten aciz, enerjisi tükenmiş, hapşırdığı zaman kemikleri kırılan ve hasta yatağından Türkiye’yi idare ettiğini sanıp, “mesuliyetlerim var, gitmem de gitmem” diye tutturan bir başbakan.

En büyük kuruluşlar ekonomik krizden etkilenirken, kardeşleri, akrabaları, eşi dostu devamlı zenginleşen, bankalar, medya kuruluşları, şirketler alan Başbakan yardımcıları.

Daha mahkemelere hesabını vermeyen, hala dokunulmazlığı kaldırılmayan, sanki bütün melanetin başı değilmiş gibi beyanatlar verip, tehditler savuran ve parti kurma çalışmaları yapan mafya temsilcisi milletvekilleri.

Bir zamanların dış bağlantılı, Mao’cu bilinmekle birlikte her kalıba girmesi ile meşhur terörist örgüt ile işbirliği yapan ve onları kara propaganda malzemesi olarak kullanan askeri makamlar.

Büyük çoğunluğu gittikçe artan ağır geçim sıkıntısı altında, bir kısmı aç ve işsiz bir halk topluluğu.

Diğer taraftan, kaynağı belli olmayan servetleri ile yurt içinde, yurt dışında görmemişçesine su gibi para harcayan, hayatlarını gece klüplerinde, tatil beldelerinde yurt dışı gezilerde geçiren küçük mutlu bir grup.


Bütün bu olumsuz tablo, “Acaba Türkiye’yi Türkler mi idare ediyor” sorusunu getiriyor insanın aklına...




FastCounter

 

Hit Counter

  Anadolu Türk İnterneti

 

Güncelleştirme : 2013-05-11