Header $articleheadline_he$ "ArticleHeadline" Detay Sayfa Header

 

 

     

 

 

 
2013-05-11

Detay Sayfa

Tüm Dosyaların Listesi

News Database Template Page Example

Psikolojik Harekat

14/4/2002 - 16:52 - AtinYorumlar Bu Yazıyı Bir Tanıdığına Yolla Bu Yazıyı Yazdır  

      

Uçak, Balık ve Hayat başlıklı bir yazımız vardı.

Bu yazımızda Milli Güvenlik Kurulu'na bağlı olarak faaliyet gösteren TİB, yani Toplumla İlişkiler Başkanlığı'ndan bahsetmiş ve Aydınlık dergisi dahil bir çok yayının bu "Psikolojik Harekat" örgütü tarafından yönlendirildiğini iddia etmiştik.

Bu konuda Aksiyon Dergisi'nden Ahmet Dinç, Strateji ve Psikolojik Savaş Uzmanı ve dönemin Danışma Meclisi Üyesi Ertuğrul Zekai Ökte ile başarılı bir söyleşi yapmış.

Söyleşiyi aşağıda aynen veriyoruz.


Bir de, hem Uçak, Balık ve Hayat başlıklı yazımızda, hem de Yolsuzluk isimli yazıda adı geçen Tuğgeneral Mustafa Fırat konusu vardı.

Yolsuzluk.com isimli sitede yayınlanan "Bir Generalin Feryadı" isimli e-postanın Tuğgeneral Mustafa Fırat tarafından yazılmadığı, 12 Şubat 2002 tarihinde Hürriyet gazetesinde yayınlanan bir yazı ile anlaşılmıştı.

Görünen o ki, Tuğgeneral Mustafa Fırat da "Psikolojik Harekat'ın" kurbanı olmuş.

Kulağımıza gelen haberlere göre Tuğgeneral Fırat, eski DYP Milletvekili Abdülmelik Fırat'ın mensup olduğu ailedenmiş...

Hani şu Şeyh Sait'in torunu, ailesi 1925'ten itibaren pek çok kez sürülen, 1957'de DP milletvekili olan, 1960'da Yassıada'da yargılanan, 12 Mart ve 12 Eylül'de kendisi ve ailesinden birçok kişinin gözaltına alındığı, 1991'de Erzurum'dan DYP milletvekili seçilen, ancak daha sonra hükümetin Kürt politikasıyla ters düşerek istifa eden, bir ara RP'den ihraç edilen Hasan Mezarcı ile yeni bir parti kuruluşuna çalışan, Kürtçe ve Türkçe'nin yanısıra Arapça, Farsça, İngilizce ve Fransızca da konuşan ve TBMM'nin en çok yabancı dil bilen üyelerinden olan ve yakın tarihte kurulmuş olan 'Hak ve Özgürlükler Partisi'nin (HAK-PAR) başında olan Abdülmelik Fırat.

Herhalde ordu içindeki "Şahinler" grubundan birileri, Tuğgeneral Mustafa Fırat'ın daha fazla yükselmesini istemiyor.

Anlaşılan, operasyon gene kendi içlerinde yapılmış...

Örnek bir "Psikolojik Harekat Operasyonu"...

*****


Şimdi Aksiyon Dergisi'nde yayınlanan söyleşiye bakalım:


‘Psikolojik Harekat'ı Ben Kurdum’

Ertuğrul Zekai Ökte: Psikolojik harekatı Türkiye'de ben başlattım, Toplumla İlişkiler Başkanlığı'nı kurdum. O zaman bilinmiyordu. MGK'ya bağlı Toplumla İlişkiler Başkanlığı yapar. Gizli kısmını MİT yapar. İçeriye, halka karşı da yapılıyor. Her türlü vasıta kullanılır. Medyayla da yapılır. Medyanın yüzde 80'i psikolojik harekat yapıyor.

Adına Kuva-yı Milliye veya Müdafaa-yı Hukuk diyen birtakım dernek, vakıf, hareket ve partiler son birkaç yıldır ülkenin değişik bölgelerinden 'ses vermeye' başladı. Bu isimler Milli Mücadele yıllarımızda milleti düşmana karşı birlik ettirmiş, harekete geçirmiş, bağımsızlığın kazanılmasında önemli rol oynamıştı. Tarihimizin bir dönemindeki mümtaz makamında yerini almış, hatıralarımızı ve inkılap tarihi derslerini süslerken, aynı oluşumlar bir kere daha niçin canlanıyordu? Tehdit ve tehlike değerlendirmemizi yapma yetkisini elinde bulunduranlar, ülkenin bir kez daha Sevr günlerine döndüğünü tesbit etmiş, bütün vatan sathını müdafaa alanı seçip, mücadeleye başlamak gerektiğine mi işaret etmişlerdi?

Doğu Perinçek'ten Ertuğrul Zekai Ökte'ye kadar, 'bilinen' isimler, Kurtuluş Savaşı yıllarına geri dönerek, bağımsızlığın kazanılması için düşmana karşı milli kuvvetleri savunma hatlarında örgütlemeye başladılar. 'Hangi düşmana karşı' sorusuna, önce malum birkaç ülke adı verilerek başlanan cevaplar, detaya indikçe 'iç düşmanlara' doğru yöneliyor. Ömrünü 'asker' olarak geçirmiş Ertuğrul Zekai Ökte'yle yaptığımız röportajda da bunu görmek mümkün. Geçtiğimiz günlerde resmi açılışı yapılan Yeniden Müdafaa-yı Hukuk Derneği Hareketi'nin başkanı/lideri Ökte'nin, belki de psikolojik harekatın Türkiye'deki üstadı olmasından dolayı, konuşmayı yapmak kolay olmadı; yaparken de karşımızda her an değişen renkler bulduk. Askerlerle ilişkisi, çeşitli çevrelerce 'ihtilalleri hazırlayan sivil kıyafetli asker' ithamına muhatap olması, Özel Harp, Ergenekon gibi oluşumlarla birlikte anılması onu hep 'meşhur meçhul' yaptı:


-Siz kimsiniz?

Biz halkız.

-Halk yanınızda mı?

Tabii. Kurulalı iki ay olmamış, yalnız Anadolu'da 16 bin üyemiz var.

-Yeniden Müdafaa-yı Hukuk Derneği ne yapar veya ne yapacak?

Bizim işimiz çok basit. Siyasetle ve bürokrasiyle hiç bir ilişkimiz yok. Biz geri çekilmişiz. Bizim artık çekilecek tek yerimiz aile kalmış. Aileye, gençliğe ve çevreye çekildik. Biz diyoruz ki bunları güçlendirirsek, aydınlatır uyarırsak, bunların seçeceği kimseler de gerçekten bu milletin istediği insanlar olur. İşimizin özeti bu.


Beyinlerimiz kirli

-O zaman siz ekonomiyle de, sağlıkla da, siyasetle de ilgileneceksiniz demektir.

Tabii. Aileyi ilgilendiren her konuda siyaset de yaparız, konuşuruz da. Bizim savunduğumuz dört temel hak var: Güvenlik, sağlık, eğitim, adalet hizmetlerinden istifade etmesi. Biz bu konuda halkımızı uyarmak, aydınlatmak istiyoruz. Aileyi, gençliği ve çevreyi temizlemek, örgütlemek istiyoruz, beyinler kirlenmiş.

-Bütün bu örgütlemeleri kime karşı yapacaksınız?

Tehdide karşı.

-Kimin tehdidi?

Herkesin.

-Herkes kim? Dört yanımız düşmanla mı çevrili?

Dört yanımız değil, her yerimiz düşmanla çevrili. Keşke dört yanımız olsa.

-İçerde de var mı bu düşmanlardan?

İçerde de var, dışarda da, her yerde var. Bizim birtakım kazançlarımız var. Bir milli mücadele yapmışız, Cumhuriyet'i kurmuşuz, inkılaplar yapmışız. İnkılapların bütün kazançları şu anda tehdit ve tehlike altında. Siz bağımsız mısınız, bu ülke bağımsız mı? Bu da tehlikede. Çünkü maliyenizi, iktisadi hayatınızı teslim etmişsiniz.

-İsim isim rica etsem bu bağımsızlığımızı tehdit edenleri. Kimler bunlar?

Sizinle rakip olan herkes şu anda bağımsızlığınızla oynuyor. Görmüyor musunuz? Bütçenizi kim yaptı?


IMF'ye de karşıyız

-Bu durumda derneğiniz IMF'yi düşman bilecek?

Gayet tabii efendim. IMF'ye de karşıyız, bu memleketle oynayan herkese de karşıyız. Milli egemenlik yok, bağımsız değiliz.


Ergenekon'u bilmiyorum

-Ergenekon diye bir yapılanmadan haberiniz oldu mu?

Benim askerle temasım akademik düzeyde oldu. Ergenekon, Özel Harp falan, o kısmı bilmem. MİT'i pek fazla bilmem. Ama bizim psikolojik harekat kurslarına gelmişlerdir, beni bilirler. Fakat öyle adamlarla pek ilgim olmadı. Bu tip şeyler devletin güçsüz olduğu zamanlarda oraya çıkar. Milletin arzusunu hisseder ve yaparız

-Gladyo, Ergenekon, Kontrgerilla gibi isimlerle anılan oluşumlar gerekli mi bir devlet için?

Kontrgerilla falan filan, eskide kaldı artık. Benim hakkımda şeyler de yazıldı bu konuda. Kitaplarda vardır. Tanksız, topsuz ihtilal yapıyormuşum falan.

-Bu iddialara karşı cevabınız yok mu?

Hayır efendim, hiçbir şekilde cevap vermem. Yapsam noolur, yapmasam noolur. Yaparım da yapmam da. Fakat böyle şeyler yanlıştır, olmamalı. Mustafa Kemal böyle bir şeyleri ne düşünmüş, ne de yapmıştır. Ben de onun yolundayım. Milletin arzusu neyse, vicdanı neyse, biz onu hissederiz ve yaparız. Milletin içinden gelen çocukları, bu milletin kalbindeki şeyi, istediğini hisseder ve yapar.

-Siz hissettiniz mi hiç?

Evet.

-Neler hissettiniz?

Benim hissettiklerimi şu anda siz de hissediyorsunuz.


Psikolojik harekatı ben başlattım

-Türkiye'de psikolojik harekatın ustası, hatta üstadı sayılıyorsunuz.

Evet, başlatanlardan bir iki kişi kaldık.

-Nedir psikolojik harekat? Kimlere karşı, ne zaman, niçin ve ne şekilde yapılır?

Bir harp türüdür. Eskiden buna propaganda derlerdi. Gayet tabii düşmana, size rakip olana karşı yaparsınız. Uluslararası ilişkiler, bir güç ve rekabet işidir. Devletler rakiptir. Silah kullanmadan beyinleri etkilemek. İşin aslı bu. İkinci Dünya Harbi'nden sonra harp pahalı oldu. Nükleer silahlar çıkınca büyük bir yıkım oluyor. O zaman, yavaş yavaş diplomasi ticaretle birleşti. Propaganda bir silah haline geldi, harp türü haline geldi. Adına da psikolojik harekat dendi.

-Türkiye'de psikolojik harekatı ilk başlatan siz misiniz?

Biz başlattığımız zaman bilinmiyordu. Aşağı yukarı 1950 küsurlar. Adı soğuk savaştı, beyaz savaştı. Bizim tüzüğümüze bir ara 'sivil savunma' adıyla girdi. Diplomasinin bir aracıdır. Mesela Amerika bunu dışişlerine yaptırır; her dışişleri mensubu psikolojik harekatçıdır aynı zamanda.

-Türkiye'de kim yapar bunu?

MGK'ya bağlı Toplumla İlişkiler Başkanlığı yapar. Gizli kısmını MİT yapar. Başka da yapan yok.

-TİB ve MİT bu işi yaparken hangi araçları kullanıyor?

Her türlü vasıta kullanılır. Medyayla yapılır, karşı tarafın medyasıyla yapılır. Her türlü vasıta kullanılır.

-İçeriye karşı nasıl yapılıyor?

Psikolojik harekat içeriye karşı yapılmaz. Bir devlet kendi halkına bunu yapamaz.

-Ama siz söylediniz yaptığını.

İşte, yapıyor. Halkın kafasını kirletiyorlar. Halkı kendi istediği yöne çekmek için yapıyor.

-Mesela PKK'ya karşı kullanıldı mı?

Tabii kullanıldı. PKK da bize karşı kullandı, üstelik daha çok etkili oldu.

-Sizin tarihe geçecek, vatana millete örnek olacak güzel bir psikolojik harekat çalışmanızdan örnek verebilir misiniz?

Yani.. Yunan psikolojik harekatına karşı bizim de çeşitli çalışmalarımız olmuştur. Kıbrıs'ta olmuştur. Biz bu işe başladığımız zaman Türkiye'de üç dört kişiydik. Sağ olan birkaç abimiz kaldı; onlar da 80 yaşlarına geldi.

-Asker mi bunlar?

Evet, asker. Esas hocaların birçoğu ölmüştür. Sağ kalan, en çok bu konuda çalışan, kitap yazıp dersler veren adam benim. Esas burada öğretilen, halkımız psikolojik harekata maruz kalırsa, karşı tarafla nasıl mücadele edilir, bunları şeyederiz.

-Çalıştığınız dönemde psikolojik harekat birimi yine ordu bünyesinde miydi?

Her zaman öyle oldu zaten.

-TİB'i siz mi kurdunuz?

Evet ben kurdum.

-Askerlerle hiç ilişkim olmadı demiştiniz de, psikolojik harekatı sivil bir bünyede mi yaptınız diye merak ettim.

Ben Danışma Meclisi'ndeyken üç önemli kanunun yapılmasında yer aldım. Biri MGK Genel Sekreterliği Kanunu, biri Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kanunu. Tamamını ben yazdım. Bir de MİT Kanunu gelmişti, onun bu konularla ilgili kısmında katkım oldu.


Gazetecilerin yüzde 80'i psikolojik harekat yapıyor

-Geçenlerde Amerikan yönetimi, bazı haberleri basında kasıtlı olarak yanlış yayınlatıp, böylece psikolojik harekat yapmaya karar verdiğini açıkladı. Türkiye'de bu yapılıyor mu?

(Kahkaha atıyor) Bana niye soruyorsunuz? Bugün medyanızın yüzde 80'i psikolojik harekat yapıyor.

-Bu durumda medyada TİB ya da MİT mensubu birçok gazeteci var demektir.

TİB mensubu mu değil mi belli değil. Ben medyanın yüzde 80'i diyorum, TİB demiyorum. Bir ülke kendi vatandaşına psikolojik harekat yapar mı? Yapılıyor işte. Ama irtica var, terör var. Siz halkınızı eğiterek bunlara karşı bilinçlenmeyi mükemmelen yaparsınız. Psikolojik harekata ne gerek var? Yav Kur'an'ı okutun yav, başka şeye ne gerek var. Bir siyasi iktidar kendi söylemleri için, iktidarda kalmak için halkına psikolojik harekat yapamaz.


Psikolojik harekat halka karşı yapılıyor

-İdeal olan bu. Fakat pratikte halka karşı da psikolojik harekat sıklıkla yapılıyor.

Evet yapılıyor. Ben ideali ortaya koyuyorum ve yapıldığını söylüyorum. Onun için ne yapıyorum, kınıyorum. Ne yapıyorum, bu tip bir örgüt kuruyorum.

-90'da perdeleri çekmenizden önce siz veya yetiştirdiğiniz insanlar, iç piyasaya psikolojik harekatlar yaptınız mı hiç?

Hayııır, haşaaaa! Hiçbir şey yapmadık. Yapamazlar. Kanunlar neyi gerektiriyorsa onu yapar. Haa, biz aydınlatırız. Aydınlatma görevimiz her zaman var bizim. AB'ye girenler ve karşı olanlar. Alın size psikolojik harekat. Başörtüsü takan herkes yobazdır diyebilir misiniz? Bu da aynı şey. Bu hakkı kimden alıyorsunuz? Bu dernek milli iman üzerine durur, ince edep üzerine durur, milliyetçilik üzerine durur.

-Bu sözlerinizle şu anda bize karşı psikolojik harekat yapmıyorsunuz değil mi?

Yoo, ilgisi yok. Zabıtlarda var.

-Söz ve tavırlarınız sanki bir siyasi hareketmişsiniz izlenimi veriyor. Nesiniz siz; dernek mi, siyasi oluşum mu?

Yaptığımız şeyin adına siyaset denecekse siyasetle uğraşmış olacağız. Noolacak yani. Burada küçük bir nüans var. Biz iktidarla ilgili değiliz. Halkımız artık siyaset alanını terketti.

-Tüzüğünüzdeki 'derneğin amacı' başlıklı ikinci maddede şu ifadeler var: 'Türkiye Cumhuriyeti devletinin ve Yüce Türk milletinin, Türk millet mücadelesi ve Türk inkılabı ile kazanılmış hak ve hukukuna, varlığına, bağımsızlığına, hürriyetine, egemenliğine, onur ve saygınlığına, birlik, dirlik ve bütünlüğüne, milli değerlerine, güvenliğine ve savunma gücüne, her alanda üretim ve gelişmesine, refah ve yükselmesine yurt içinden ve yurt dışından yönelen tehdit, tehlike ve engellere karşı üyelerini ve vatandaşlarını aydınlatmak ve irşat etmektir'. Burada zikredilen hususların hemen tamamı siyaset yapmayı ve güvenlik birimi gibi davranmayı gerektiriyor?

Ben diyorum ki Türk inkılabıyla kazanılan şeyler bugün tehdit ve tehlike altında. Coğrafyanıza bakın, Doğu bölgeniz tehdit altında. Doğuda hepsi Türk ırkından hilal gibi bir Türk çemberi vardı, hepsi yok oldu. Lozan'la kazandığımız hattı kırdık. Azerbaycan'ın yüzde 25'i işgal altında. Azerbaycan benim için Ankara gibidir.


12 Eylül'de bulundum

-İkinci maddeye dönmek istiyorum yine. Tanımınız çok ilginç. Aileye veya hukuka yönelik bir dernekle değil de sanki bir askeri güvenlik kuruluşu anlayışında var olan bir hareketle karşı karşıyayız.

Aile gitti diyorum oğlum, gitti. Bunu savunurken, burada askerin ne işi var. Benim hiçkimseyle ilişkim yok kardeşim. Ne gizli teşkilatlarla, ne hükümetle, ne bürokratlarınızla. Ben halkım halk!

-Kamuoyunun hareketiniz hakkında merak ettiklerini ve dile getirdiklerini soruyorum size. Bu kadar sinirlenmeyin.

İsmim itibariyle ilişkiler düşünülebilir. Çünkü ben askeri akademide hocalık yapmışım, 12 Eylül'de bulunmuşum, şurada bulunmuşum, burada bulunmuşum. Doğrudur.


Ben askerim... asker değilim

-Askerlerle ilk temasınız Milli Güvenlik Akademisi hocalığınızla mı başladı?

O sonra. İlk, Deniz Akademisi'nde hoca oldum. Ben askerim kardeşim. Benim üçyüz yıllık ailem asker.

-Neden üniformalı asker olmadınız?

Babam etmedi. Beni ve abimi asker yapmadı. Ondan sonra ne yapmış, kaderimiz, yine götürmüş.. Ben askerim, açık söylüyorum. Asker olmam demek, halkımın dertleriyle uğraşmamam demek mi? Bu sivillerin imtiyazı mı yani? Ki ben asker değilim.

-Üniforma giyseniz aile geleneği devam ederdi.

Hâşâ, asker falan değilim. Tesadüfen adam yokluğunda bize birşeyler söylemişler, yapmışız. Bizim ne askerle, ne siyasi partilerle, ne derneklerle, hani o Atatürkçü, matatürkçü falan var ya, ne o derneklerle, ilgimiz yok.


İçimizden siyasi partiler çıkacak

-Tabanınız partileşelim derse...

İçimizden siyasete gidecek arkadaşlar çıkacak, içimizden belki siyasi partiler çıkacak.

-Hani siyasetle işiniz olmayacaktı?

Bakın, içimizden çıkacaklar. Biz temeliz. Milli mücadele zamanındaki Müdafaa-yı Hukuk teşkilatları devam edebilmiş olsaydı, Türkiye bugün en az iki tane İtalya, bir tane Almanya ederdi. Böyle rezaletlerle de uğraşmazdık. Biz şimdi onların bıraktığı yerden aldık.

-Bugün bir kurtuluş savaşını gerektirecek ortam var mı?

Daha ağırı var. Türkiye'nin bugünkü durumu 1919'daki şartlardan daha ağırdır.

-Nelerden dolayı?

Her taraftan gelen tehdit ve tehlikeler altındayız. Sonra, tehdit belirsiz.


Tehdit, belki de sensin!

-Bu tehditleri somuta indirgeyebilir miyiz?

Hayır, maddeleyemezsin. Belki de sensin tehdit. Kimbilir.

-Ama bu yaptığınız McCarth'cilik olmaz mı?

Bilemem ne olacağını.

-Belki o, belki şu diye bütün millete, halka zarar vereceğinizi düşünmüyor musunuz?

Bunu bu şekilde diyemiyoruz da, bugünkü tehdit ve tehlikeler şurdan geliyor. Bizi idare eden hükümetler bağımsızlığını, etkinliğini yitiriyorsa, bir devletin üstünde 22 tane devlet sürekli psikolojik harekat yapıyorsa, bir devletin içerisinde paçoz bir elçi kalkıp gizli teşkilat kurabiliyorsa, bir ülkenin içinde envaî türlü hokkabazlıklar yapıp da o ülkenin diniyle, imanıyla, diliyle, çevresiyle uğraşıyorsa, her zaman et ve tırnak olmuş kitleler ayrılmaya çalışılıyorsa bu memlekette tehdit ve tehlikeler 1919-20'den daha ağır demektir. Daha da ağırı şu: O günküler şanslıydı, hiç değilse düşman belliydi. Düşmanın yurt dışına çıkartılması esastı. Şimdi düşmanın kim olduğu belli değil.

-İçerde tesbit edebildiğiniz düşman var mı? Mesela hortumcular...

Onlar engel, tehdit değil. O gördüğünüz bu memleketin parasını, zamanını alan herkes bizim için engeldir. Gelişmemizi engelliyorlar, tıkıyorlar. Tehdit, doğrudan bizi parçalamaya yönelik şeylerdir.

-PKK gibi mi?

PKK'sı var, birçok teşkilat var.

-İrtica hareketleri, tarikatlar da tehdit mi?

Şimdi efendim, bu ülkede inanmış insanlarla, birtakım tesirler altında kalanlar birbirine karışmış. Ayırıyoruz, bunlar Müslümandır, bunlar değildir diyoruz.


Devlet dairesine girmenin kuralı var

-Okuluna başörtüsüyle gidemeyen bir kızın dramı, aileyi merkez alan bu derneği ilgilendiriyor mu?

O iş değişir. Her yere girmenin bir düzeni var. Okula, devlet dairesine. Oraya girmek isteyen kişi, orayı talep etmiş demektir. Oranın nizamına uymayı kabul etmiş demektir. Nizam neyi gerektiriyorsa onu yapar.

-Fakat devlet dairesinin nizamı sorunu çözmüyor.

Çözmüyor, çünkü anlatamıyor. Diyemiyor ki ey halk, alın kitabı okuyun. Sen bir halkı din kitabından mümkün olduğu kadar uzak tutacaksın, sonra bilmesini bekleyeceksin.


Başörtülü kızın tarafındayız

-Net bir cevap rica ediyorum. Ailenizin kızının başörtüsü tarafında mısınız, yoksa ona, 'Kızım Kur'an'da yazanı yanlış anlamışsın' mı diyeceksiniz?

Biz o kızcağızın tarafındayız. Ama bir şartla. Kur'an'ı okusun, öğrensin. Başörtü örtüp örtmemekle bir ülkenin bağımsızlığı tehdit edilir mi? IMF'nin kapısına başörtü örtenler mi gitti? En büyük yanlış, bunu serbest bırakmamak. Başörtünün bu kadar uzun süre gündemde kalması iki taraflı bir psikolojik harekat.

-Derneğiniz Avrupa Birliği konusunda aileye ne anlatacak?

Biz AB'nin ne taraftarıyız, ne karşısındayız. Böyle bir derdimiz yok. Biz çekilmişiz.


Diğerlerinden farklıyız

-Son birkaç yılda dikkat çekici bir gelişme var. Özellikle Kuva-yı Milliye ve Müdafaa-yı Hukuk adları altında çeşitli kişi ve çevreler tarafından çok sayıda dernek, parti, hareket ortaya çıkmaya başladı. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Çok basit. Bazan milletler öyle olağanüstü durumlara girerler ki, artık siyasi örgütler bu şartlarda çaresiz kalır, etkinliklerini yitirirler. Halkın bunlara güveni almaz. O zaman halk kendi içinde birtakım gruplar kurar. Hiçbiriyle ilgimiz yok. İnşaallah ileride onlar da çatımızın altına girecekler.

-Benzerleriniz de acaba sizin hissettiğiniz tehlikeleri hissettiği için mi kuruldu? Niye mesela 15 yıl önce yoklardı da şimdilerde ortaya çıktılar hepsi?

Boşluk. Milletlerin hayatında olağanüstü durumlar ortaya çıkınca birtakım boşlukları dolduruyorlar.


Sakarya'ya çekildim

-Siyaseti bir düşme olarak mı görüyorsunuz?

Evet. Daha açık söyleyeyim, ben artık Sakarya'ya çekildim.

-Başkumandan gibi bir çekiliş mi bu?

Yani bütün o alanları bıraktım; gelip aileme, son müdafaa hattıma çekildim. Belki milletimize birtakım beklentiler vereceğiz, ümitler vereceğiz. Fakat bu hat kırılırsa artık yapılacak bir şey kalmaz.

-Türkiye şu anda Milli Mücadele'nin Sakarya hattına çekilme aşamasında mı?

Aşağı yukarı.

-Başkumandan siz misiniz?

Hayır, böyle bir şey demedim, hatta çekildik diyorum.

-Atatürk Sakarya'ya çekildikten sonra atak yaptı, Başkumandanlık Meydan Savaşı sonrasında düşman denize döküldü. Siz de bir atak hazırlığında mısınız?


Gayet tabii. Aileyi güçendireceğim, yeni yeni, genç genç insanlar bu ülkenin kaderine sahip olacaklar.

AHMET DİNÇ
a.dinc@aksiyon.com.tr




FastCounter

 

Hit Counter

  Anadolu Türk İnterneti

 

Güncelleştirme : 2013-05-11