Header $articleheadline_he$ "ArticleHeadline" Detay Sayfa Header

 

 

     

 

 

 
2013-05-11

Detay Sayfa

Tüm Dosyaların Listesi

News Database Template Page Example

Mete Bey'in Günlüğü 02 - Pere-Lachaise Mezarlığı

21/8/2001 - 11:00 - Atinİlgili Bağlantı Yorumlar Bu Yazıyı Bir Tanıdığına Yolla Bu Yazıyı Yazdır  

      

Mete Bey ve Ufuk, Ufuk’un adamlarından birinin kullandığı otomobil ile Pere-Lachaise mezarlığına gittiler. Reis’in diğer adamları başka bir araba ile onları takip ediyordu. Mete Bey ve Ufuk , girerken mezarlığın ana kapısında satılan planlardan aldılar. Mezarlık çok büyüktü. Bir müddet mezarların arasında dolaştıktan sonra, görünümünden pek ziyaretçisi olmadığı anlaşılan, üzerinde dua kulübesi bulunan uygun bir mezarlık buldular.

Mete Bey ve Ufuk ellerindeki planlara mezarlığın tam yerini işaretlediler.

Dönüşte Mete Bey Montparnasse’de otomobilden inerek, akşamüstü tekrar buluşmak üzere Ufuk ve ekibinden ayrıldı. Otele dönüp öğlen yemeğini otelde yemeğe karar vermişti.

Otele girerken kapı önünde park etmiş olan arka camları koyu renkli kapalı minibüs dikkatini çekmişti. Kendi ünitesinde de böyle kapalı minibüsler vardı. “Obzervasyon aracı” dedikleri bu tip araçlarla takip ve kontrol altına aldıkları hedeflerin gizlice fotoğraf ve filmlerini çekiyorlardı.

Mete Bey bir kez önemli bir hedef için böyle bir arabanın içine girmiş ve memuru teleobjektifli makinelerle film ve fotoğraf çekerken o da hedef şahsı iyice tanıma imkanına sahip olmuştu. Minibüsten dışarısı en rahat arka pencereden gözüküyordu. Şoför mahallinin arkasında kalan küçük camdan da çalışma yapılabiliyordu ama o zaman ancak teleobjektifli makineler ile bir kişi çalışma yapabildiğinden Mete Bey ne olup olmadığını tam göremiyordu. Zaten bir camdan çalışma yaparken dışarıdan gelen ışık yansımasın diye diğerinin perdesini kapıyorlardı. Memuru minibüsün iki yanındaki çok küçük deliklerden “iğne gözü” objektifler ile çalıştığı zaman ise Mete Bey dışarıyı minibüsteki küçük monitörden görebiliyordu.

Hedefi beklerken memuru ona “obzervasyon aracının” bütün özelliklerini göstermişti. Minibüsün ön sağ tarafında bulunan tabii görüntülü anten de gözetleme amacıyla kullanılıyordu. Antenin baş tarafında bulunan silindir gibi kısım içeriden kumanda edilmek suretiyle 180 derece dönüyordu. Böylece bu silindirde bulunan nokta büyüklüğündeki objektif sayesinde dışarıdakileri monitörden izlemek ve kayda almak mümkün oluyordu.

Gürültüsüz, fazla hareket etmeden 4-5 saat beklemek Mete Bey’i sıkmıştı ama, sonunda hem hedefi iyi bir şekilde görüntülemişler hem de “obzervason arabasının” nasıl işe yaradığını bizzat görmüştü. Tuvalete çıkma ihtiyacı duymadığı için de kendini şanslı saymıştı. Gerçi minibüste soğutma-ısıtma sistemi, mini buzdolabı gibi imkanların yanı sıra tuvalet ihtiyacı için de sistem bulunuyordu ama Mete Bey bu ihtiyacını memurunun yanında nasıl giderebilirdi ki...

Otele girerken, Mete Bey arkası kapıya dönük bir vaziyette park etmiş olan minibüse göz ucuyla bakmış, minibüsü fark etmemiş gibi davranmıştı. İyi bir istihbaratçının böyle davranması gerektiğini biliyordu. Minibüsün etrafında dolaşıp içeride ne var diye bakacak değildi ya. İçinden “şimdi hedef olma sırası bizde” diye düşündü. Resepsiyondan anahtarını aldıktan sonra kendine lobide kapıyı ve özellikle minibüsü görecek bir yer buldu. Önündeki masada duran otelin reklam mecmualarından birini alarak gözden geçirmeye başladı. Göz ucuyla kapıyı ve minibüsü gözetliyordu.

Mete Bey’in minibüsü gözetlemesi fazla uzun sürmedi. Giriş kapısının yanındaki servis kapısından çıkan üniformalı genç bir otel görevlisi, taşıma arabasındaki bir sürü valizi, minibüsün arka kapısını açarak yüklemeye başladı. Mete Bey rahatlamıştı, Minibüs endişelendiği gibi “obzervasyon” aracı değildi. Otel görevlisi bavulları yüklerken minibüsün içinin boş olduğu görünüyordu.

Mete Bey yemekten sonra odasına çıkıp yarım saat kadar oturdu. Küçük not defterine sadece kendi anlayabileceği kısa kısa notlar aldı. Döndüğünde Ankara’ya tafsilatlı rapor vermesi gerekliydi.

Otelden çıkıp bir müddet mağazaları dolaştı, ufak tefek alışverişini yaptı. Buluşma yapacağı ”Trocodere Meydanı”nın civarındaki yerden iki kez geçerek bir anormallik olup olmadığına baktı. Her şey normal gözüküyordu.

Akşamüstü saat tam 5’te meydana açılan sokak içindeki kahvehanede Legaller ile buluştu. 8-10 dakika kadar birlikte oturdular. Yeni bir çanta almış ve malzemeyi yeni çantaya nakletmişlerdi, herhangi bir problem yoktu. Mete Bey cebinden çıkarttığı mezarlık planını kıdemli olan Legal’e verdi. Meyve suyunu içerken bundan sonra malzeme alış-verişinin ne şekilde yapılacağını onlara izah etti. “Yarın sabah gidip krokideki yeri tam olarak tespit edin. Tespiti yaptıktan sonra beni otelden arayın. Odamda yoksam ‘kartını aldık, teşekkür ederiz’ şeklinde mesaj bırakın” dedi.

Legallerin geldiği diplomatik plakalı otomobil kahvehanenin önünde duruyordu. Mete Bey Legallerden aldığı yedek anahtar ile kalkıp arabaya yöneldi. Arabayı açıp çantayı aldı ve kapıyı kilitledi. Yürüyerek yakındaki, meydana açılan caddeye doğru gitmeye başladı. Ufuk’a ait oto cadde üstünde içi boş bir şekilde park etmiş duruyordu. Etrafına göz gezdirdi, Ufuk ve adamları dağınık halde civardaydılar. Ufuk, sağ eli ile iki kez saçını düzelterek “her hangi bir tehlike yok” işaretini verdi. Mete Bey 150 metre kadar daha yürüyüp arabaya ulaştı. Elindeki anahtarla arabanın bagajını açtı ve çantayı koyup bagajı kapattı. Biraz ilerideki yaya geçidinden karşıya geçip, arabayı görebilecek konumdaki kahvehaneye girdi. Biraz sonra Ufuk’ta gelip yanına oturdu. Bir saat kadar kahvede oturup sohbet ederken arabayı kontrol altına aldılar. Mete Bey Ufuk’a bundan sonra malzeme naklinin yapılacağı mezarlıkta dikkatli olmalarını tembihlerdi. Malzeme zula yerine yerleştirilirken azami dikkat sarf edilecekti. Onların da bilhassa malzemeyi alıp çıkarken dikkatli olmaları lazımdı. Mezarlık kapısındaki görevliler, mezarlıktan bir şey çalınmasın diye araştırma yapabilirlerdi.

Konuşma sırasında konu, Ufuk grubuna yapılan ödemelere geldi. Ufuk masraflarının dolar olarak ödenmesinden şikayetçiydi. Büyük kupürler halindeki doların bankada bozdurulmak istenmesi halinde bankaya isim, adres, pasaport kaydı gibi bilgi vermek zorunda kalıyorlardı. Bu güvenlik açısından rahatsız edici bir durumdu. Kendilerine Fransa’da, Frank cinsinden ödeme yapılması daha doğru olurdu. Havale için adres veya banka hesabı verilmesi de sakıncalıydı. Para ödemeleri için, malzeme nakline benzer bir düzenleme yapılması uygun olacaktı. Bir de para gecikmeyip zamanında ödenirse çok memnun olacaklardı.

Ufuk, Mete Bey’in havaalanında geçirdiği macerayı öğrenmişti. “Benim tespitime göre Fransa ile Almanya arasında yeni bir anlaşma ile gümrük kapılarının çoğunda sıkı kontroller kaldırıldı, serbest giriş, çıkış uygulanıyor. Gidiş gelişleri ve malzeme taşınmasını bu yollardan yapabilirsiniz” dedi. Mete Bey, Ufuk’un bu konulardaki tecrübesine inanıyordu.

Mete Bey, konuyu Ufuk’un uzun zamandan beri talep ettiği “maymuncuk” konusuna getirdi. Ufuk ona “Eyleme giderken oto temini konusu çok önemli. Kendi otolarımızla gidersek deşifre olasılığımız fazla. Bu nedenle eylemden 4,5 saat öncesinden bir oto temini lazım. Maymuncuk olursa biz otoyu çalar, eylem yapar, otoyu da münasip bir yere bırakabiliriz. Aynı zamanda hedeflerin otomobillerini açıp, bombayı arabanın içine monte edebiliriz. Tedirgin bir hedef, binmeden arabasının altını kontrol edebiliyor. Maymuncuk olursa hedefleri sokakta vuracağımıza evlerine girer, bekler, evde işlerini bitiririz.” demişti.

Mete Bey bu isteği makul bulmuştu. “Uzun araştırmadan sonra Gümrükçü’ye Almanya’dan sahte resmi evrakla 3200 DM’a mükemmel bir set aldırdık. Biliyorsun bunları önüne gelene satmıyorlar. Ancak maymuncuk öyle herkesin kullanabileceği bir şey değil. Bu konuda senin grubundan bu işlere yakın birinin Türkiye’ye gelip eğitim görmesi lazım.” dedi.

Ufuk’un bu işlere çok yatkın bir adamı mevcuttu ve ne zaman istenirse yollayabilirdi. Mete Bey, “ben eğitim planını kısa zamanda organize eder sana haber veririm” dedi.

Ufuk’un, ufak tefek bazı diğer ihtiyaçları da vardı. “Eylem yerinde köpekleri bertaraf edilip, rahat çalışma yapabilmek için ‘köpek zehrine’ ihtiyacımız var. Bir de ihtiyaç halinde kullanmak üzere parçalı el bombasına. “ Mete Bey, küçük not defterine not alırken “Tamam bunları da temin edip en kısa zamanda yollayacağım” dedi.

Ufuk’un “Önemli bir diğer ihtiyacımız, Avrupa’daki herhangi bir Türk Konsolosluktan verilmiş pasaportlar. Bu şekilde yurt dışındaki temsilciliklerden verilen pasaportlara son derecede kolay bir şekilde oturma müsadesi alınabiliyor. Bu bizim için çok önemli. Benim için şimdilik bir sorun yok. Yedek kimlik ve pasaportum var. Bir ay sonra yeni bir banliyöye yeni bir isimle taşınarak izimi tekrar kaybettireceğim” demesi üzerine Mete Bey, “Bu konuda ne yapabiliriz bakacağım. Dışişleri memurlarına pek güvenemeyiz. Ancak bana bir numune pasaport verebilirsen belki biz kendi imkanlarımızla tanzim edebiliriz” dedi. Ufuk, arkadaşlarından birinde bulunan yedek pasaportu verebileceğini belirttikten sonra ayağa kalkarak “bir dakika hemen arkadaştan alıp geleyim.” diye dışarı çıktı.

Mete Bey, Ufuk ve arkadaşlarının tarihi bir görev yaptıkları inancındaydı. Ufuk’un ekibi Alvortville’de bombayı karakol ve itfaiye arasındaki duvara koymuştu. Ufuk kendisine, hasarın büyük olduğunu ve patlama neticesi muhakkak birkaç kişinin öldüğünü söylemişti. Gerçi Fransa’daki Legaller kanalıyla gönderilen slayt ve bantlarda bu yer gözükmüyordu ama Mete Bey Ufuk’un doğruluğuna inanıyordu. Fransa ile son günlerde gerginleşen münasebetlerin temelinde de bu patlamalar vardı. Fransızlar bunu Türk’lerin yaptığını biliyorlar ama herhangi bir iz bulamıyorlardı. Başından geçen havaalanı macerası da bunun neticesi değil miydi?.

Mete Bey, gelişmelerden son derece memnundu. Türkiye’ye dönünce Ankara’ya vereceği rapora, “bu seyahatinde Ufuk’u her zamankinden daha çok göreve bağlı gördüğünü, istekleri temin edildiği taktirde, Avrupa’daki ‘Ermeni karşıtı’ eylemlerin tam manası ile rayına oturacağını, Avrupa’nın her ülkesinde karşı eylem koyulabileceğini ve bu gelişmeden iftihar duyduğunu” yazmayı düşündü.

Ufuk, hemen dönmüştü. Cebinden çıkardığı pasaportu masanın altından Mete Bey’e uzattı. Civarda her şey normaldi. Mete Bey, son anda hatırlayarak Ufuk’a arabanın yedek anahtarını iade etti. Ayakta sarılıp vedalaştılar.

Mete Bey, Ufuk ve arkadaşları arabayı alıp civardan uzaklaşana kadar kafede kaldı. Hesabı ödedikten sonra yürüyerek otele doğru gitmeye başladı. Kendisini büyük bir yükten kurtulmuş gibi hissediyordu. Malzeme sağlam ve vukuatsız bir şekilde teslim edilmişti.

Legallerden beklenen mesaj ertesi gün geldi. “Kartını almışlardı”. Mete Bey işleri bitirmiş şimdi serbestti. İki gün boş vakti vardı. Dönüş bileti 15 Temmuz gününeydi. Legaller kendini havaalanına bırakacaklar, kurye çantasını da alıp geri götürecekti.

Mete Bey, bekar olmasına rağmen evine çok meraklıydı. Gelecek yaşantısı için mükemmel bir çeyiz hazırlamıştı, her şeyi vardı. Görevli olarak gittiği Almanya’dan dönüşünde getirdiği ev ve mutfak eşyasının hemen hemen çoğunu gelecek günler için ambalajında tutuyor, kullanmıyordu.

Mete Bey, yemek yapmasını da sever, hamur açar, börek ve mantı yapardı. Ancak yanında mutfağı dağıtan ve kirleten başkalarının olmasından hoşlanmazdı. Çok titiz olduğundan hamur açarken lastik eldivenlerini giyer, bir operatör doktor gibi davranırdı. Her kirlenen kabı yıkar ve kaldırırdı. Evi daima derli-topluydu. Almanya’dan getirdiği koltuklar yıpranmasın diye üzerlerini örtülerle örtmüştü. Koltukların kol konulacak yerlerine oturulmasına çok kızardı. En nefret ettiği şey evinde sigara içilmesiydi. Sigaradan hoşlanmaz, ayrıca kokusu eşyalara sinecek diye endişelenirdi.

Mete Bey, kalan iki gününü, dolaşmak ve çeyizini zenginleştirmek için alışverişle geçirdi. 15 Temmuz günü 9.30 sularında Air France uçağı İstanbul’a gitmek üzere havalanırken yüzünde memnuniyet ve zafer belirtisi karışık bir tebessüm vardı. Gayri ihtiyari bir şekilde, başını yana yatırarak, yanından geçen hostesin ayak topuklarına baktı.


İstanbul’da yardımcısı Göksel kendisini uçaktan inerken karşıladı. Doğruca merkeze gittiler. Mete Bey, Başkan’ın yanına girerek seyahatinle ilgili bilgi verdi. Sonra odasına kapanarak kapı üstündeki “Meşgul – Girilmez” ışığını yaktı. Evini özlemişti, bir an önce evine gidip soyunup-dökünüp oturmak istiyordu ama, bilgiler hafızasında tazeyken raporunu yazması daha doğru olurdu. Önce kasadan çıkardığı “günlüğüne “ her zaman yaptığı gibi kronolojik bir şekilde notlarını yazdı. Böylece yazacağı raporun taslağı da ortaya çıkmıştı. Daktiloyu önüne çekip “Sayın Yetkililer” diye başlayıp, “Arz ederim” diye biten “Çok Gizli ve Kişiye Özel” damgalı özel faaliyet raporunu yazmaya başladı. (Devam edecek)




FastCounter

 

Hit Counter

  Anadolu Türk İnterneti

 

Güncelleştirme : 2013-05-11